
Elimde bir portakal ile camdan bakıyordum. Bilgisayarımda, günün mailleri beni bekliyordu ve telefonumda birazdan çalacaktı, biliyordum.
Parlak bir gökyüzü, durağan çatılar, yokuşu tırmanan arabalar.. Kırmızı ışık....Yeşil ışık... Korna sesleri, ofisteki konuşma sesleri, ayak sesleri... Sesler birbirini birbirine katıp, kokuları ve tozları da alarak girdap oluşturuyordu dünyanın üzerinde... Ben orada bir yerdeydim. Durdum. Portakala tutundum.
Portakalın kokusu ayılttı beni bir anda... ve o Kuş... Penceremin en görünen köşesinde... Parlak gökyüzü sanki ürperiyordu her kanat çırpışında... Herşey hızlı, sen şeffaftın adeta... Evler ve çatılar; güneşi, ayı, gün doğumunu, mevsimleri bilirdi ve en çok ta bu gürültüye tanıktı orada durdukları yerde... Penceremden gördüğüm yokuş, aşağıya doğru kaymıştı sanki, yıllar boyu arabalar ona tırmanmaya gayret ettikçe... Ne yaşanıyordu acaba karşı pencereden içeride..
Kanatlarına takıldım, portakalın kavuniçi pütürlü yüzeyi ellerimde, avucumun içinde.......
Telefon çalınacağını bilir miydi acaba? Yada ödü patlar mıydı içinde zıngırdayan şey, çalmaya başladığında.... Mail kutusu, ben mouse ile üstüne tıklamadan önce “hoh sonunda yetiştirdim! sana bir haberim var” diye heyecanlanır mıydı ter-kan içinde... Sandalyemin dizleri kıtırdar mıydı tüm gün, aniden sağa sola dönmelerimde... Peki masamın en uzak köşesi, o da üzülür müydü acaba tüm gün oraya hiç dokunmadım, sevmedim diye...
Önce bunları düşündüm.. Sonra sana döndüm.
Tüm görüntüden farklıydı hareketlerin.. Önce havada birkaç tur gezindin, sonra daireler çizerek süzüldün...
Sokaklar birbirini keser, yollar yukarı aşağı gider, evler durur köşelerinde... Ağaçlar bir damla toprağa tutunmuş, uzanmakta gökyüzüne... Hiçbir araba yeni yol üretmek adına kaldırımdan gitmez, evler hareket edemez, ağaçlarda yukarıya uzardı sadece... Ama sen Özgürdün, dönüp durduğun o mavi gökyüzünde...
İçimde çırpınışlarını hissettim, gülümsedim. Sonra Portakala sordum” acaba sen, hangi daldan koparıldın da geldin elime..? “
Bir arkadaşım, “evinizdeki elektrik için para kazanıyoruz" demişti. "Kiramız için çalışıyoruz. Biz büyüdükçe, konfor sahibi oldukça o konforun bedeli için çalışıyoruz sadece...” Böyleydi düşünceleri... Halbuki ben, bunun için çalışmıyorum demiştim. Yani böyle bir yükümlülük duymuyordum işe ve çalışmaya dair içimde... Her iş birşey öğretiyordu insana... İşin düzeni, muhasebesi, işleyişten çok daha fazla... Karşına çıkan durumlar, insanlar veya oradaki konumun sana senden birşeyleri çıkarıyordu karşına... Aslında bu da bir oyundu.. Oyunun kuralı yoktu. Sadece yine attığın zarları anlamak vardı... Bu hayatın başka bir aynasıydı... Neden oradaydın, ne görmeliydin, neyle yüzleştiriyordu oyun seni, sana dair, yansımanda ? Birden bunu hissettim işte o kanat çırpışında...
Telefonum korkuyla çaldı.. Dizlerine zarar vermeden oturdum döner koltuğa... Sakinleşti telefon ona dokununca... Kulağıma “Mailinize onayı attım” diye seslendi ahizeden biri bana... ”Tamam bakıyorum” dediğimde, mail box’ım “Bende sana bu haberi yetiştiriyordum” dedi aynı anda...
Pencereye baktım, çoktan uzaklaşmıştın görebildiğim gökyüzü karesinden... Ama içimde kanat çırpışlarını hissediyordum hala....Özgürdün orada...
Elime baktım.. Avucumun içindeki kavuniçi pütürlü yüzeyinde, ellerimi dolaştırdım. “Nereden geldiğini bilmiyorum, ama birazdan mideme doğru yolculuğa çıkacaksın" dedim portakala...
Sulu ve baştan çıkarıydı... Kabukları soyuldu, tarafımdan özgürleştirildi o da...
Kırmızı yandı önce, sonra yeşile döndü yokuşun ucundaki lamba..
Kanatlarına takıldım, portakalın kavuniçi pütürlü yüzeyi ellerimde, avucumun içinde.......
Telefon çalınacağını bilir miydi acaba? Yada ödü patlar mıydı içinde zıngırdayan şey, çalmaya başladığında.... Mail kutusu, ben mouse ile üstüne tıklamadan önce “hoh sonunda yetiştirdim! sana bir haberim var” diye heyecanlanır mıydı ter-kan içinde... Sandalyemin dizleri kıtırdar mıydı tüm gün, aniden sağa sola dönmelerimde... Peki masamın en uzak köşesi, o da üzülür müydü acaba tüm gün oraya hiç dokunmadım, sevmedim diye...
Önce bunları düşündüm.. Sonra sana döndüm.
Tüm görüntüden farklıydı hareketlerin.. Önce havada birkaç tur gezindin, sonra daireler çizerek süzüldün...
Sokaklar birbirini keser, yollar yukarı aşağı gider, evler durur köşelerinde... Ağaçlar bir damla toprağa tutunmuş, uzanmakta gökyüzüne... Hiçbir araba yeni yol üretmek adına kaldırımdan gitmez, evler hareket edemez, ağaçlarda yukarıya uzardı sadece... Ama sen Özgürdün, dönüp durduğun o mavi gökyüzünde...
İçimde çırpınışlarını hissettim, gülümsedim. Sonra Portakala sordum” acaba sen, hangi daldan koparıldın da geldin elime..? “
Bir arkadaşım, “evinizdeki elektrik için para kazanıyoruz" demişti. "Kiramız için çalışıyoruz. Biz büyüdükçe, konfor sahibi oldukça o konforun bedeli için çalışıyoruz sadece...” Böyleydi düşünceleri... Halbuki ben, bunun için çalışmıyorum demiştim. Yani böyle bir yükümlülük duymuyordum işe ve çalışmaya dair içimde... Her iş birşey öğretiyordu insana... İşin düzeni, muhasebesi, işleyişten çok daha fazla... Karşına çıkan durumlar, insanlar veya oradaki konumun sana senden birşeyleri çıkarıyordu karşına... Aslında bu da bir oyundu.. Oyunun kuralı yoktu. Sadece yine attığın zarları anlamak vardı... Bu hayatın başka bir aynasıydı... Neden oradaydın, ne görmeliydin, neyle yüzleştiriyordu oyun seni, sana dair, yansımanda ? Birden bunu hissettim işte o kanat çırpışında...
Telefonum korkuyla çaldı.. Dizlerine zarar vermeden oturdum döner koltuğa... Sakinleşti telefon ona dokununca... Kulağıma “Mailinize onayı attım” diye seslendi ahizeden biri bana... ”Tamam bakıyorum” dediğimde, mail box’ım “Bende sana bu haberi yetiştiriyordum” dedi aynı anda...
Pencereye baktım, çoktan uzaklaşmıştın görebildiğim gökyüzü karesinden... Ama içimde kanat çırpışlarını hissediyordum hala....Özgürdün orada...
Elime baktım.. Avucumun içindeki kavuniçi pütürlü yüzeyinde, ellerimi dolaştırdım. “Nereden geldiğini bilmiyorum, ama birazdan mideme doğru yolculuğa çıkacaksın" dedim portakala...
Sulu ve baştan çıkarıydı... Kabukları soyuldu, tarafımdan özgürleştirildi o da...
Kırmızı yandı önce, sonra yeşile döndü yokuşun ucundaki lamba..
...
.