Astroloji'nin kıyısından etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Astroloji'nin kıyısından etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Kasım 2008

Yukarda ne varsa, Aynısı aşağıda da vardır.

sonsuz evrende bir sürü sır saklı
İnsanın içindeyse kocaman bir dünya saklı...


Bu Kasım ayında birşey var. İçinden çıkılmaz birşey gibi duruyor yaşadığım, bir yandan da tanımsız kalıyor. Yaşadığım şeylerin nedenlerini, nasıllarını bulamadığım bir döngüde boşlukta sallanıyorum. Belki de o yüzdendir yazılarımda önce dönmem, sonra durmam ve boşlukları irdelemem..

Çevremde konuştuğum tüm arkadaşlarımda, okuduğum tüm bloglarda kendi yaşadığımdan izler buluyorum. İçine kaçmış sanki herkes... Birşeyler var bu Kasım ayında...

Sonbahar ile beraber hüzün mü çöktü üstümüze... Biz şallara sarılalım, atkılara dolanalım, doğanın gerçek renklerini seyre duralım, farkındamısınız güneş ılık ılık çekiliyor günlerimizden..

Astrolojide yaratıcılığın, kendini yaratıcı olarak ifade etmenin sembolü olan Güneş, hayatlarımızdan da geriye mi çekiliyor yoksa bugünlerde... Astrolojik haritalarda da çok önemli Güneş.. Bilirsiniz, o haritaları, tüm gezegenlerin evleri vardır. Temsil ettikleri, birbirleriyle çapraşık ilişkileri, hepsi yaşadıklarımızın bir çeşit nedeni... Tekil olarak ilgileniyorum hepsiyle.. Tümü daha çözebilmiş değilim. Gezegenleri anlamaya çalışıyorum. Ayın hallerine göre davrandığım oluyor. Merkürden çok korkuyorum mesela.. Şu ara Uranüse sardım.. Hepsini anlatacağım..

Güneş, astrolojide bize benlik hissi verip bütün parçalarımızı bir araya getiriyor ve bu benlik astrolojide gezegenlerin temsil ettikleri değerlerin bizi kontrol etmesini değil, onları ifade etmemizi sağlıyor. Hayatın bizim için anlamı, Güneş’in temsil ettiği değerler bu haritada da anlam buluyor. Bize kendimizden büyük bir şeyin parçası olduğumuzu hatırlatıyor ve onunla uyumlu yaşamamızın yolunu gösteriyor aslında. Bunu biraz kendi ruhumuza ve hayat amacımıza ulaşmak olarak görüyorum. Güneş, astrolojik haritamızda hangi evde ise orada bir aitlik hissi var oluyor veya ruhumuza ilham veren yer o ev oluyor. O bize ışığını vermiyorsa, depresyon, yaşama arzusunda azalma, iç çelişkiler ve baskılar altında kalma, diğer kişilere bağımlı olma, herkes ile bir olamama, başkalarının onayına aşırı bağlılık gibi problemler ile karşılaşıyoruz. Güneş’in bize ışığını vermemesi ne demek? Güneş’in burcumuzun değerlerine ve ihtiyaçlarına hayatımızda yer vermemek, aktif olarak onun içinde bulunduğu evin temsil ettikleri ile meşgul olmamak olarak haritada ifade ediliyor. Yani hayat amacımıza sırtımızı dönmek diyorum ben buna... Bunlar sonucu pasifleşme, güçsüzleşme, anlamsızlaşma ve kendimize güven eksikliği gibi duygular ile baş etmek zorunda kalıyoruz. Güneş’in temsil ettiklerini yaşamanın bize ne katacağı, ne kaybettireceği ve neden onları yaşamamayı seçtiğimizi iyi düşünmemiz gerekiyor. Farkında mısınız? Dışarıdaki güneşte çekiliyor hayatlarımızdan.. Ondan, belki de durmamız ve ışığı tekrar aramamız...

Doğum haritama baktım bugün yine.. Gördüğünüz gibi, hayat amacım, sırtımı döndüklerim ve Güneş’in benim hayatımda ifade ettikleriyle ile ilgilendim bolca... Sonra hiçbir doğruluğunu yazılı olarak bulamadığım, batıl inançlarım hortladı yine.. Eylül ayında doğdum. Annemin karnına Ocak ayında düşmüşüm.. 9 ay mutlu mesut bir cenin olarak yaşamışım. Biliyorsunuz, en huzurlu zaman hayatımızın ilk başlangıcı olan o dokuz ay... Yılın anne karnında geçirmediğim, geriye kalan o üç ayı benim için sancılı geçiyor her yıl. İç huzuru arıyor, hayatla kopukluk yaşıyorum. Ama ilginçtir ki, her Ocak ayında tekrar doğuyorum. Tabi bu kodu hangi Astrolog Gufran soktuysa kafama, vazgeçemediğim gibi, her sene olduğu gibi bu sene de inancımı onaylatan bir dönem yaşıyorum.

Ayrıca bu dönem, Satürn-Uranüs Karşıtlığı yaşadığımız bir dönemmiş, öğreniyorum.. 4 kasım 2008 de başlayan bu dönem, tam açıyı 26 temmuz 2010’da tamamlayacakmış. Gezegenler birbirleriyle açı yaparken, bizimde hayatımızda etki ederler. Açıları anlamıyorum bende. Ama okuduklarımı anlatabilirim. Satürn ve Uranüs iki uçtur. Astrolojide Satürn yavaş, tedbirli ve değişime karşı dirençlidir. Sanki egomuzu temsil ediyor gibi gelmedi mi size de?. Güven duyulan şeylere önem verir, yenilikler şüphe ile karşılar. Bu yüzden Satürn reel ve dünyevi olanın peşindedir. Satürn kuralları koyar, sınırları belirler, yapıyı oluşturur ve oyunun doğasını tanımlar. Uranüs ise beklenmedik şeyleri ifade eder, şoklar ve devrimlerle değişimi temsil eder. Düzensiz, kuralsızdır, ne olduğunu anlayamadığımız, sarsıcı değişiklikleri beraberinde getirir. Satürn egomuzu temsil ederken, Uranüs baş edilebildiğinde gelişmeyi ve yenilenmeyi işaret eder. Bizde ikisi arasında kalmış bulunmaktayız işte.. Değişim ve direçlerimiz.. Şu ara yaşamın getirisini bizden istediği değişimlerin şokunu yaşarken, direnmek, kontrol altında tutmak yerine değişime yer açmalı... Satürn’ü taşıdıkları itibariyle hem seviyor, hemde bu kadar direnmesin istiyorum, Merhaba Uranüs çok hoşsun ama, biraz fazla göz alıyorsun, yine de seninle iyi anlaşacağımızı biliyorum. Beraber dengede doğru bir açı yapın dilerim..

Merkür gerilemesi var bir de.. Korkulu rüyam bay Merkür. Güneşe en yakın gezegen kendisi. Yörüngesi dünyadan çok kısa olduğu için, bir senede 3 yada 4 kez dünyayı geçiyor. Biz o zamanlarda Merkür’ün gerileme dönemini yaşıyoruz. Merkür tozunu attıradursun, bize neler yapıyor?

Merkür, dinleme, konuşma, okuma, öğrenme gibi iletişimle ilgili her türlü konuyu yönetiyor. İlgili olduğu konularda, anlaşmalar, seyahatler, pazarlıklarda var. Merkür gerilediğinde, yönettiği aktiviteler geriliyor ve kargaşa başlıyor. Bilgisayarlar bozuluyor, anlaşmalar fes ediliyor, yanlış anlaşılmalar başlıyor, uçağınız rötar yapıyor,... Aman ne kötü değil mi? Hayır, astroloji Merkür gerilerken, herşeyi iki kez kontrol etmenin önemini ve iyi sonuçlara ulaşmak için kontrolü elden bırakmamayı öğrettiğini söylüyor. Bu yıl 24 Eylül - 15 Ekim 2008 tarihleri arasında tozunu attırdı Merkür.. Sanırım biz, afacan Merkür’ün dağıttıklarını topluyoruz da, ondan böyleyiz bu ay.

Aslında sanki, elimizde herşey için bir matematik problemi duruyor da, biz çözemiyormuşuz gibi geliyor bana... Astroloji herşeyi söylüyor, gezegenler açı yapıyor, 40 adımda mutluluk kitapları matematiği çözmüşte biz sanki o problemdeki X miyiz, Y miz bilemiyor, bir türlü cevaba ulaşamıyoruz. Hayatı yaşamak bile matematikleşiyor. Onu yaparsan-böyle olur, bunu yapmazsan - onu da hakedemezsin. Duygular bile matematiği oturmuş sanki. Korkarsan, yüzleşirsin. Affedersen, ilerlersin. Neden –sonuç ilişkileri o kadar net ki, sinirim bozuluyor.

Matematiği hiç sevmedim. Güzel Sanatlar okumam da bu yüzdendir. Küçükken babama şöyle bir soru sormuştum. Önümüzde minik bir küre dünya vardı. Küre dünyadan daha büyük bir lego adamı da elimde tutuyordum. İçinden çıkamadığım şu soruyu, babama sordum.

Şimdi astronotlar, uzaya gidiyor ya” (Lego adam küre dünyadan uzakta, havada)
Sonra iniyorlar ya dünyaya” (Lego adam, kendinden küçük dünyanın üzerine ayak basar. Yanlız tam düz duramaz.)
İnince, bak düz duramıyor ki Baba.. Dünya eğer yuvarlaksa..? Biz nasıl düz duruyoruz o zaman Babaaa ?”

Babamın ne cevap verdiğini inanın hatırlamıyorum. Umarım zekamdan kuşkuya düşmemiştir. Ama şimdi bu hikayeyi düşününce bile, o zamanki inancımı hala yitirmediği görüyorum. Dünya gerçekten düz ve sandığımızdan küçük bana göre, İnsanlar dünyadan daha büyük ve hepimiz yere eğri basıyoruz , en fenası hiçbirimiz düz durmuyoruz aslında.. :)


Hayatta düz bana göre. Osvaldo Cavandoli’nin yarattığı, çizgi üstünde yaşayan, bir la linea çizgi adamıyım sanki.. Kimsenin bilmediği bir dil konuşuyor, yine de anlaşılıyorum sanki onun gibi. Beni çizen “Yaratıcı” önüme bir merdiven çiziyor, gülümsüyorum, tam adım atacağım, merdiven canavara dönüşüyor, kızıyorum. Tüm o hayat çizgisinde dümdüz yaşıyorum onun gibi. Hissettiklerimin, yaşadıklarımın matematiği yok. Geride kalanlar çizginin diğer ucunda kaldı, ileridekileri bilmiyorum, şu an- şu çizgi yığını canavar ile boğuşmam lazım. Yaratıcı çizerime kızıyorum, savaşıyorum, canavar kolumu ısırıyor. Bir bakıyorum kolum çizgisiz, yok. Kafamı kaldırıyorum, ”abara ramamramaa ”.. diyorum sinirlenerek...

Merkür turunu atmaya devam ede dursun, Satürn’ün değişime karşı tutucu tavrıyla çebelleşiyoruz.. Uranüs’ün önümüze getirdiği yenileri henüz açmaya cesaret edemedik. Güneş var bir de.. Bize bizi hatırlatan, ama sonbaharın gelişiyle, içimizden de çekilen...

Şimdi biraz dışarı çıkıp, güneşe yüzümü dönmek istiyorum. Güneşe yüzümüzü verip, biraz daha içimizi ısıtmak ve karanlıklarımızı aydınlatmak için son günler bunlar... Yollar ise kesin düz... Matemetikte bana göre topla, çıkar, çarp ve bölden ibaret sadece... Ve ben hangi dili konuşursam konuşayım, o dili bilmesenizde beni anlıyorsunuz, biliyorum..

Kapıdan çıktığımda asansör lütfen çizilmiş olsun, bay “çizer”, şu canavarı da silermisin yanımdan... Ayrıca gezegenlere de söylermisin, aynı hizada, birbirlerini engellemeden uslu uslu dursunlar...


08 Ağustos 2008

Aslan Kapısı ve Meditasyon anları

Güne anlam katmak, tüm günün getirisine rağmen zor bazen.. Ama bugun özel bir gün... 8.8.8 kapısı açılırken bir de.... Bugün, 8-8-8 Galaktik Kapı Aktivasyonu denilen bir enerji değişikliği olacağı ve bu durumun 16.08.1987’de gerçekleşen kitlesel uyanış gibi insanlığın kişisel gelişiminde etkili olacağı söylenmekte... Eşi görülmemiş bir spiritüel büyüme fırsatı diye de nitelendirilen bu zaman diliminde,8. Boyutla ilgili aktivasyonların yapılandırılacağından bahsediliyor.”Geri dönüş yolculuğumuzun gerçek başlangıcına giriş kapısı”da denilen bu kapıya “Aslan Kapısı”,”Kraliyet Kapısı” da deniliyor.

*
Geri dönüş yolculuğumuzun başlangıcı olan bu kapı, kapı ararken biz bir de şimdi önümüzde açılıyor.Kapılar hep açılmayı mı bekler ? Ya da çıkış kapıları bulunmaz ya zaman zaman...
*
Bu kapı bize enerji dolu gelecek. Bu artan enerjiye saygı gösterip, onu anlama farkındalığı oluşturabilenler ve kabul edebilenler 3.boyut realitesinden, 4.boyut realitesine yükselerek yeni realiteye uyum sağlayabileceklerdir. Bu enerji auramızda eksik parçalarımızı bütünleyecek, ışıldatacak ve varolan enerjimizi yükseltecek.. Dünyayı daha yaşanır kılmak ve enerjisini yükseltmek için 3 kişinin değişimi yeterliyken bugün 8.000’den çok insanın saat 20:00 de meditasyon yapacağını düşünürsek, dünya nasıl bir yer olacak acaba?
*
Meditasyon sadece yüksek benliğimizin hayrına olup, sevgiyle ve severek- yargılardan ve negatif olumlamalardan kurtularak yapılan bir eylem aslında... Oturup niyet etmekten başka hiçbirşey yapmamıza gerek yok.. Niyet, en güçlü tohumdur evrene verilen...Ve mutlaka tomurcuk verir...Bizde bugün niyetlerimizi evrene ekeceğiz.. Kendi merkezimizde kendimiz, sevdiklerimiz ve dünya için iyi şeyler dileyerek, bunlara odaklanarak, ekeceğiz tohumları gülümseyerek...
*
Günün anlamından mıdır nedir, aklımdan hep güzel şeyler geçiyor bugun.. Bugün negatif olanları hatırlamıyorum bile... Eskiden kovardım onları.. Bugune dair çevremde ve en önemlisi kalbimde büyük bir sevgi besliyorum herşeye...İçim büyüyor sanki...Yargısız ve infazsızım hem kendime –hem gördüklerime dışımda ve içimde...
*
Zenginliklerimiz için şükrederek başlamalı... Sevdiklerimizi ve kendimizi ışığa bulamalı bugün.. Herşey ve herkesi affetmeli, sarılmalı... Evrenden dileklerimizi sunmalı, sonuclara bağlı olmadan kaygılanmadan... Bugunun özel bir gün olduğunu hissediyorum.. Bugun de dün de özel günler.. Biliyorum yarın da özel...Sanırım günün mucizesine inanmaktan geçiyor herşey...İnanıyorum..
*
Saf ve temiz kalbimi ışığa açıyorum. Işıkla beraber şefkate, şefkatle beraber bilgelige niyet ediyorum. Aklımı ve kalbimi ışığa acıyorum. Varlığımla tüm evrene pozitif duygu ve düşüncelerimi iletiyor ve evrenden pozitif enerjiler alıyorum. Varlığımı, sonsuz sevgiye ve saf ışığa açıyorum.

*
Işığınız bol olsun..

Sizden gelen, benden de size yansısın..

Evrendeki her tohum çoşkuyla açsın sonra..

ve tüm güzellikler hepimizi sarsın diliyorum..


Sevgimle..
Brajeshwari d.d / 8.8.2008
_________________________
*Meditasyon Sonrası *
Saat 19:55 te -gün kararmaya başlamadan ametistlerimizi başımızın ucuna, rose quartzlarımızı kalbimize koyduk. Tüm reiki taş setini ortamıza serdik. Birkaç tütsü yaktık. Malgamız açıktı başucumuzda.. Bizi koruyan ve ruhaniliğimizi hatırlatan güzel tulasilerimiz boynumuzda... Hare Krshna :).. Kalbimize yakın duran, Çınlayan sedir ağacımızdan bir parça ayrıca.. Saat 20:00 de bilmediğimiz, tanımadığımız evrensel arkadaşlarımız ile meditasyon yaptık aynı anda.. Önce reikiyle kendimizi dengeledik.. Sonra teslim olduk ışığa... Dışardan hoş bir esintiyle beraber, sulanan toprağın sesi geldi kulaklarımıza... Fonda Yansımalar çalıyordu.. Ney bizi götürdü kapının ucuna...
*
Sevdiğim herkesi düşündüm.. Hepsi gülümsedi, bende onlara gülümsedim.. Evrenin bitmeyen ışığından onlara yolladım teker teker.. Kalabalıklığımdan mutlu oldum.. Tüm sevdiklerim yanımdaydı.. Kızdıklarım, kırgınlıklarım geldi önüme, sarıldım sıkıca onlara da.. Çocukça bir affedişti ve basitti sarılmak... Hadi tekrar oynayalım der gibi, sarıldım unutarak... Bolca teşekkür ettim, güne- günlerin getirisine, çoğalmama, katlanarak büyümeye, sonra beni büyüten canım aileme, yola -yolculuğuma, Sevgili Gurum Srila Govinda Maharaj'a, hayat arkadaşlarıma, dostlarıma, dostluklarıma, ilerlememde bana güç veren büyük yürekli hocalarıma, ilham perilerimin bana yazdırdığına, güneşe -aya, taşa toprağa, yaşamımda var olan herşeye ve en önemlisi de aşka....
-
Sonra kaygısızca diledim.. Yolumu ve adımlarımı anlattım evrene.. Yollarımın açılmasını istedim büyümek ve ilerlemek adına... Gülümsedim dileklerime... İsteklerime...
*
Sonra sevgiyle açtım şifaya ve ışığa kendimi, evrenin ve bütünün hayrına... Doldu yüreğim.. Kalbim şişti sanki yerine yetmez gibi... Sonra başladı enerji benden -bana akmaya.. Yerle bütün olmuşken, bir ağaç kökü varlığını hissettim içimde... Ve ılık bir enerji tüm hücrelerimde dalga dalga... Tekrar teşekkür ettim.. ve tekrar tekrar...
*
Sonra uyandık..
Manzaramızdan, Ankara'ya- tepedeki evlerin flu ışıklarına, parlayan kutup yıldızına ve geceye daldık...ve gülümsedik herşeyi ve herkesi severek ...
Üstümüzde pervane dönerken, hayatta akıyordu döne döne..
Ve biz, kapıların açılmasını izledik bir süre sessizce, öylece...
içimizde..

12 Eylül 2007

ay carpmasi tuttu beni..

Sevgili Brajabanita’nın 28 Ağustos ay tutulması maili üzerine, kendimdeki ve hayatımdaki değişimleri düşünmeye başladım eve gelirken.. İnternetten bakarken bildiklerim dışında da çok şey öğrendim..Bilimsel yazılara da dayanarak, bu yazıyı yazmış oldum. Sizinle de paylaşmak istedim. Astrolojiyi seviyorum...

"Güneş ışınını düşünün. Yakında olduğunu söyleyebilirsiniz, ama bir dünyadan öbür dünyaya onun peşine düşerseniz, onu asla yakalayamazsınız. Uzak olduğunu söyleyebilirsiniz, ama tam gözünüzün önündedir. Onu kovalarsanız, o sizi atlatır. Ondan kaçarsanız, o her zaman oradadır. Bu örnekten, her şeyin asıl doğasının nasıl olduğunu anlayabilirsiniz. " Huang-Po
*
28 Ağustosta Tam ay tutulması gerçekleşiyor. Evren böyle bir olaya şahit olurken, bizlerde bu tutulmadan nasibini alacağız. Türkiye’de gündüz vakitlerinde gerçekleşen ay tutulmasını malasef izleyemeyeceğiz.. Gelecek 2011 Haziran ayında gerçekleşecek ay tutulmasına belki... Ama içimizde olanları izleme şansına sahibiz..İzliyor muyuz? Ya da hissettiklerinizi ay tutulmasına bağlıyor musunuz bilmiyorum..İnanır mısınız ya da..Ben yine de yazıyorum..
*
Geçmişe bakılırsa, atalarımız her şeyin değiştiği, hareket ettiği bu dünyada kendilerine değişmeyen, referans olarak alabilecekleri bir takım dayanak noktaları aramışlar. Çünkü varlıklarını sürdürebilmenin yegane şartının bulundukları yere uyum sağlamalarına bağlı olduğunu düşünmüşler. Bu noktada en rahat izleyebildikleri Güneş ve Ay onlar için bir kaynak olmuş. Güneş’in ve Ay’ın hareketlerine göre yaşamlarını düzenlemek isteyen toplumlar onların hareketlerinin düzenli kayıtlarını tutarak bu hareketlere göre düzenlenmiş takvimler hazırlamışlar. Buraya kadar her şey güzel, fakat gökyüzünde arada sırada gerçekleşen bir olay var ki, bu zaman zaman tarihin akışını değiştirecek olaylara bile sebep olmuş: Tutulmalar. Artık günümüzde ilkokulda öğrenmeye başladığımız tutulmaların eski çağlarda toplum üzerinde çok korkulan bir etkisi varmış. Yakın tarihimize kadar böyle zamanlarda kurbanlar kesilir ve dualar edilirmiş. Eski çağlarda ve tarihin değişik dönemlerinde tutulmaların bilgisine sahip olan rahiplerin, kralların veya kötü niyetli kişilerin bu bilgilerini halk üzerindeki güçlerini pekiştirmek veya kendilerine çıkar sağlamak amacıyla bir fırsat gibi kullandıkları da olmuş..
*
Ve gelelim tutulmaların bize etkilerine... Astrolojik olarak etkilerine... Güneş tutulmasına değil, yakın tarihte gerçekleşecek olan Ay tutulmasının bize etkilerine ve nedenlerine...
*
Tam ay tutulmaları Astrolojik olarak burçları ve bizi hayli etkiliyor aslında...Bu etki tutulmanın olduğu tarihin bir önü bir sonu da olabiliyor, 6 aylık evre halinde de hayatımıza yansıyabiliyor..Ne feci !!
*
Ay tutulması, dolunay halindeki ay’ın üzerine dünya’nın gölgesinin düşmesi ile Ay’ın kararması anlamına geliyor.. Ya da güneş tutması ve ayı gölgede bırakması da denebilir buna belki de... Güneş ve Ay, ( Gece ve gündüz) hayatımızı çok etkiliyor aslında.. Güneş hayatımızın eril yanlarını ( bireyliğimizi ) / Ay işe dişil yanlarını (kişiliğimizi) etkiliyor. Güneş’le ilişkilendirilen bireyliği tanımlamanın en iyi yolu onu ruhumuzun “özü” veya varlığımızın çekirdeği olarak düşünmek... O bir ömür boyunca insanlığımızı geliştirirken bütün aktif ifademizin arkasındaki dürtücü gücü temsil ediyor. Ay’ın “kişiliğimizi” temsil ettiği söylüyorlar. Ama bu aslında, çok belirsiz bir ifade. Okuduğum yazıların ışığında, Ay’ın en azından bu yaşamımızda yanımızda getirdiğimiz “geçmiş” duygusunu temsil ettiğini söylemeyi tercih ediyorum. Ay bu tür bir geçmişte (değişik geçmiş yaşamlarda) hassasiyetle geliştirdiğimiz karakter özelliklerini temsil ediyor demek daha uygun.. . Bunlar şimdi, bu yaşamda içgüdüsel biçimde bizim lehimize çalışan yaşam tecrübeleri.. . Bunlar bizim için koruyucu, hatta bazen savunucu, gibi davranan doğuştan gelen, kökleşmiş niteliklerimiz..
*
Diğer bir dişil enerji açıklaması ise, Ay tarafından en belirgin şekilde temsil edilen insan fonksiyonu "annelik"... “Annelik “ kavramını da içine katarak dişil enerji nedir peki...? Yaptığımız annelik ve bize yapılan annelik. Bu ikisinin birbirlerinden ayrılması çok zor aslında.. Bu fonksiyon için daha az cinsiyet ayrımcılığı yapan kelime ise "besleyici olmaktır" -neticede ilgiyi, bakımı ve sevgiyi annelerimiz kadar babalarımızdan ve başkalarından da görebiliriz. Ay bizim diğer insanları ne kadar kollayabildiğimizi, isteklerini ne kadar doyurabildiğimizi ve aynı ihtiyaçları kendimizde ne kadar kabul edebildiğimizi tasvir eder. Bizim "bağlılık" konusunda rahat olup olmadığımızı gösterir. Başkalarına ihtiyaç duyma duygumuza katlanabiliyor muyuz, aktif olarak ihtiyaçlarımızın peşine düşebiliyor muyuz? Ve benzer şekilde, başkalarının bizden talep ettikleri ihtiyaçlara yanıt verebiliyor muyuz?
*
Ay aynı zamanda güvenlik duygumuz üzerindeki, bebeklik döneminden kalma, bilinçsiz ancak çok önemli olan yetiştirilme etkilerini gösterir. Bu bilinçsizdir, çünkü etkileri konuşmaya başlamadan önce alırsınız. Bunlar; bebekken nasıl bakıldığımız, nasıl doyurulduğumuz ve ağladığımızda nasıl bir tavırla karşılaştığımızla ilgilidir. Tüm bunlar ister büyük bir sevgiyle, ister endişeyle, kayıtsızlıkla veya düşmanca davranışlarla karşılansın, çocuk bundan bir biçimde etkilenir. Hayatımızın bir döneminde yaşantımızı devam ettirebilmek için kaçınılmaz olarak ailemizin yardımına bağımlıydık. Bu durumda, bu konuşma öncesi dönemde nasıl bir ebeveynlik modeli gördüğümüz, içinde yaşadığımız dünyaya takınacağımız tavrı da şekillendirecektir. Yaşadığımız dünya güvenli bir yer mi, yoksa düşmanca mı? Kendinizi sevilebilir birisi olarak hissediyor musunuz? İstenilen birisi mi, yoksa zor katlanılacak birisi mi olduğunuzu düşünüyor musunuz? Konuşma öncesi dönemde temel güvenlik duygusunu ya geliştiririz ya da bu konuda başarısız oluruz. Temel güvenlik duygusu demek, dünyayı ve üzerindeki insanları iyi ve güvenilir bulmamız demektir. Yaşamın bu bölümünün diğer insanların bize yaklaşmalarına izin vermemizde ve hayatı rayına oturtmamızda büyük bir etkisi vardır. Bu dönem aynı zamanda yaşamı bir bütün olarak görüp nasıl kurguladığımız konusunda da büyük bir öneme sahiptir.
*
Tutulma esnasında birkaç dakika da olsa Güneşin ve ışığın enerjisi, Ay yani dişil enerji tarafından bloklanacak. Bu yaşamın veya enerjinin barajlanması-şalterlerin kapatılıp açılması anlamına da geldiği için, hayatlarımızda daha önce başlamış bir dönemin bitişi olarakta algılanabilir. Diyorum ya size, Eylül çok farklı olacak..
*
Eğer 28 Ağustosta Güneş tutulması olsaydı, bu daha negatif etkiler bırakabilirdi üzerimizde (nedenlerini güneş tutulmasında yazmayi tercih ediyorum şimdilik) ... Ay tutulması Astrolojide duyguları ve bitişleri sembolize ediyor.. Bu dişil enerjinin tutulma esnasında dünya tarafından engellenmesi, maddi kaygılarımızın manevi ışığı arama çabamızı engellediği anlamına geliyor. Bu tutulma, işte bu yüzden karanlıkta yolumuzu bulmamızda, sahip olduğumuz bakış açısının ne kadar önemli bir rolü olduğunu anlamamız gerektiğini bize hatırlatacak.. Duygular, bu dönemde toplumsal etkilere göre daha etkili olacak.
*
Yolumuzu kaybetmiş gibi hissedebiliriz, şiddet ve derin üzüntü hissedebiliriz, bütünlük, kendini dışa vurma, iletişim kurma, kendini başkalarına sunma, gizli kalmış şeyleri açığa çıkarma, kararlar verme, harekete geçme, meydan okuma, çaba gösterme, değişiklik yapma, yeni bir bakış açısı kazanma, başkalarıyla ortaklık kurma, daha büyük riskler alma, daha hızlı adımlar atma, yerinde duramama, işleri yetiştirmeye çalışma, duyguların şiddetlenmesi, heyecan ve paniğe kapılma gibi hisler yaşayabiliriz, belki de yaşıyoruz..Fakat tüm bu duygular ve hareket sonunda bize farkındalık ve aydınlanma getirecek.
*
Astrolojide tutulmalar evrenin dramatik değişimler yaratmak için kullandığı en güçlü araçlar.... Bizi razı olduğumuz rahat koşullardan sarsarak çıkarır, bize yeni maceralar ve ayrıca bazı gizemleri çözmek için gerçekleri de peşi sıra getirirler. Bu arada bizi ileriye doğru ittirir, zannettiğimizden daha güçlü olduğumuzu görmemizi ve daha da güçlenmemizi yardımcı olurlar. Tutulmalar ısrarcı ve zorlayıcıdırlar ama bizi harekete geçirmekte etkilidirler. Normalde ertelenen bazı kararlar tutulma sırasında bir anda verilir.Tüm bu etkilerde tutulmanın 5 gün önü- 6 gün sonu gibi belirli bir sürece değil, uzun bir döneme de yayılabilir.
*
Gezegenler kısmına hiç girmeyeceğim.Yaptıkları transit geçiş, açıların hepsi bize evimizde- kariyerimizde- aşk ilişkimizde- para ile ilgili konularda oynak durumlara sokabiliyor.
*
Tüm bunları ister yaşadığınızı hissedin, ister bunun sadece bir doğa olayı olduğunu düşünün yine de size tavsiye olarak ani öfke patlamalarınıza, duygu yoğunluğunuza, değişimlere kulak verin.Çünkü denildiği gibi o gün şalterler açılıp kapandıktan sonra yeni bir dönem başlayacak..Suni çıkışlar, kontrol edilemez his ve davranışlarınızın iç nedenlerini sorgulayıp temize çıkabilirsek, bize farkındalık ve aydınlanma getirecek çok güzel ve temiz bir döneme başlayacağız..
*
Tüm bu bilgiler üstüne, astrolog Rezzan Kiraz gibi oldum ama...Aslında yazıma biraz sonra okuyacağınız efsaneyi hikayeleştirerek başlayacaktım.. Ama yazı efsaneleşmek değil, bilimselleşmek istedi....
*
İyi tutulmalar diliyorum hepinize kazasız-belasız...
Eylül ayı hepimiz adına güzel olacak...Biliyorum..
*
“Efsaneye göre Ay tutulması”

“efsaneye göre ay bir gün, güneşin ışığını habersizce alıp kullanır ve ışık yaymaya başlar, bunun üstüne yıldızlar mahkemesi kurulur ve aya sonsuza dek gündüzleri yasaklar. o günden sonra ay yalnızların sırdaşı kimsesizlerin dostu olur. Sadece ay tutulmalarında açık görüşe izin verilir ve ay o gün yeryüzüne inip arkadaşlarıyla görüşür.”


Brajeshwari