12 Ocak 2010

DönüşmeK


Bir gün geliyor, bir hastalık haberi alıyorum. Diğer gün, çocuk isteyen bir arkadaşımın yıllar sonraki mutlu haberine çığlık atarak seviniyorum.

Herşey ne kadar hızlı... Hiçbirşey eskisi gibi değil diyor yaş'lanan tarafım... Henüz algımızın bile seçemediği görüntüler arasında hızla ilerliyor tren...

Gün dönüşüyor ama bulutlar şuursuz... Yağsak mı, gürlesek mi, güneşe izin mi verseler emin olamıyorlar. Her gün uyanır uyanmaz ayağıma yere basmadan yatakta doğrulup, pencereden dışarıya bakıyorum, kar yağdı mı diye... Yağmıyor. Bulutlar gibi kararsız buluyorum kendimi... Onlarla eş düşürdüğüm için belki de gündelik hikayemi... Sonra gün içinde bir bakıyorum güneş doğuyor, bir bahar sevinci kaplıyor içimi... Bir süre kanıyorum. Sonra bir anda üşümeye başlayıp, yalancı güneşe söyleniyorum! Bu sana kaçıncı aldanışım diyor, bir şal alıyorum üstüme... İçimden geçen bahar mutluluklarını da örtüyorum böylece... Gökyüzü üstünde gözüm... Bulutlarla beraber kabarıyor içim bazen... Bazen bir rüzgar esiyor, içimden geçiyor sanki...

Aklımdan “Direnme, müdahale etme, izin ver”... geçiyor..
.
Diren(e)miyorum, rüzgara karşı ağaç gibi sallanıyorum... Bir o yandan bir bu yandan eğiliyor kolum kanadım... Rüzgar durduğunda, köklerime duacı oluyorum, ayaktayım.
.
Müdahale ed(e)miyorum. Suyun akışını değiştirecek düşüncelerimi, bir aralar çok direndiğim sularda kaybetmişim. Beraber akıyoruz .Bazen boğuluyorum, su yutuyorum ama sonra aldığım nefese duacı oluyorum, suyun üstündeyim.
.
İzin veriyorum. “Hadi tamam! Pes ettim “diyorum. Kollarımı kaldırıyorum, tüm silahlarımı bırakıyorum. Fakat kimse saldırmıyor. Kollarım yukarıda öylece durmuş buluyorum kendimi, ama yine de iki ayağımın üstündeyim, dengedeyim, şükrediyorum.

Herşey fazla fazla geliyor... Kütüphanenin raflarını düzenliyorum. İçimde karalanmış ama dursun diye saklanmış notları atıyorum. Mektuplarla ve sahipleriyle vedalaşıyorum. Torbalarla atıyorum hepsini. Benden alıp, evrenin çöplüğüne atıyor çöpçüler... Orada diğer çöplerle karışıyor, sonra ayrışıyor, umarım sonra da yok oluyorlardır diyorum içimden... Bana fazlalık gelenin, evrende çöp olarak kalması birşey değiştirmiyor çünkü...

Bir dergi de “Organlarınızın temizlenmesi için su içmeyi unutmayın” yazıyor. Zaten böbreklerim ağrıyor, yoksa pankreas mı var orada bilmiyorum. Daha sık su içiyim diyorum, onlar da temizlensin. O sırada son günlerin popüler sağlık doktoru reklamlara çıkıyor, “Su ile yıkamak yetmez” diyor çocuğuna elma yıkayan bir anneye...(?) Doktora sormak istiyorum “ Anneniz siz elmaları yemeden ilaclı suya mı basıyordu?” diye... Kandırıldığımızı hissediyorum. Kızıyorum. Kızdığımla kalıyorum.

Bazen olduğumuz hale yabancı, bazen durduğumuz yerde yanlış, bazen fazla, bazen eksik, dönüşüyoruz. Saatlerin tik-takları yavaş kalıyor hayatın hızına... Düşüncemizin gücü bazen... Bazen iki nefes arasında değişiyor herşey... Dün inandığımız bugün yanlış oluyor...
Hızla yaşıyoruz..
Sadece bir şey hep var oluyor.
Umut..
İyiye, güzele, doğruya, adil olana ve gerçek sevgiye....dair umutlar besliyoruz içimizde...
Boğuluyoruz sansakta, dirençlerimize yenik düşsekte, azalsak, ağlasakta hep umudumuz var..
O umut hiç bir aynada karşına çıkmıyor. Hiçbir denizde yakalanmıyor.
İnsanın yüreğinde duruyor.
.
Yılbaşından sonra hastanede ziyaretine gittiğimizde, “iyi olacaksınız” diyip, elini tuttum. Gözleriyle teşekkür etti. Söylenenden iyi görünüyordu. Kalbimden inanmıştım iyi olacağına... O gün hasta yattığı penceresinden gökkuşağı görünüyordu diye belki de...
Perdeyi açıp, gökkuşağına baktık.
Son konuşmamız bu oldu. Onun gördüğü son gökkuşağı da o...

.
.

Yarın kar yağar mı dersiniz?
Neden olmasın.
Benim umudum var... -

Red Hot Chili Peppers / Snow
Get this widget Track details eSnips Social DNA