“if you don't know zen, mountains are just mountains, when you start zen, mountains are no more mountains, when you become a zen master, mountains are just mountains for you”

Hiçbirşey benim için tanımsız ve önemsiz bir kavramı ifade edemiyor.. Hiçbirşey, belirsizliğin ta kendisi.. Benim gibi birini bir ton pirinç ile tehdit edebilirsiniz. Ben bir ton pirincin ne kadar olduğunu tahmin edemediğim için, hiçbirşeyin tanımsızlığında boğulurum.. Halbuki bir ton pirinç, sadece bir tondur..
Hayat aslında bilinen sandıklarımızla belirsizliklerle ilerliyor. Ve bazen bir Zen içinizde hortluyor. Zen’in tanımı içinizdeki çok şeyin –hiçbirşey olmasını istemek oluyor bazen..Bazen sadeleşmek... Bazende inzivaya çekilmiş bir Zen budistine imrenmek...
Zen budistleri bu “hiçbirşey” ile meditasyon yaparlar... Hiçbirşey düşlemeyerek oturdukları yerde saatlerce.. Zen budisti olmaya karar

Zen budistleri, üzerlerine hiçbirşey giymezler. Çıplak değillerdir elbette.. Sadece örtünürler... Güne göre kıyafetleri yoktur.. Gardropları da... Takıları, Şapkaları, Atkıları....
Yemekleri en sadesindendir... Enerji almak için yerler, ihtiyaçları kadarını.. Doymak olmaksızın.. Biraz ekmek ve su bazen... Bazen sadece dağda buldukları meyve ve otlar... Nerdee iskender, zeytinyağlı yaprak sarmalar...
Ve sahip oldukları sadece nefesleridir, nefsleridir. Çoğu evini, yatağını, oyuncağını bırakıp gelmiştir küçük yaşta tapınağa... Annelerinin yemeğini, ninelerinin ördüğü sıcak tutan battaniyeyi, kardeşleriyle oyunlarını, babalarının kucağında otururken geride hatırlayacağı anıları yaşamadan ...
Yatakları yerdeki bez şiltedir... Bizim gibi yorganları da yoktur sarıp sarmalandıkları... Uykularıda yoktur aslında...Uyku yerine tutan meditasyon yapar çoğu..
plazma tvleri... Bilgisayarları.... Buzdolapları.. Elektrik faturaları.. Kredi kartları... Sigortası gelmiş arabaları... Aynaları... Yazlıkları... Titleları.... Cep telefonları... Maaş bordoları... Sigortaları... Anahtarları...Kimlik kartları... Cüzdanları...ve malasef yoktur Çorapları...

Zen’e göre herşey yaşadığın anda gizlidir.. Bu öğretilerin bize yansıyan kısmı ise şöyle “heryerde Zen”.... Yemek yaparken “Mutfakta Zen” yapabiliriz.. Araba kullanırken de... İş yaşamında da Zen’de mevcut .... Tüm bu öğretilerin nasıl olacağını merak edeceklere en güzel örnek sanırım şu hikayedir... Büyük hocalardan biri yanına gelen öğrencisine sormuş..
”Kahvaltını ettin mi”...
”Ettim hocam” ..
“Terliğini içeri girerken çıkardın mı yağmur yağıyor dışarıda”..
” evet çıkardım hocam”....
” Terliklerini Kapının sağına mı koydun yoksa soluna mı”....
” ? !? !”..
“Terliğini içeri girerken çıkardın mı yağmur yağıyor dışarıda”..
” evet çıkardım hocam”....
” Terliklerini Kapının sağına mı koydun yoksa soluna mı”....
” ? !? !”..

Benim Zen’im farkli bir Zen anlayışı... Bu taraflara gelene kadar bilgi eksikliğine uğramış..Bana geldiğinde de sadece benim algılayışım kadar kalmış... Ayrıca kafamın üstü tavana paralelmiş yıllardır..
Şu aralar Zen Budistlerini özeniyorum. Hiçbirşeyi deneyimlemek istiyorum..Dağlarda meditasyon yapmak... Düşünmemek.... Hayatta hocalar değişik değişik olabiliyor malasef.. Onlara hoca demesekte hepsi çevremizde... Yarın sabah erken kalkıp işe gideceğim. Patronum benden, bir duvardan kapı açmamı... Sonra çıkan tuğlalar ile saray yapmamı isteyebilir. Sonra ben bunu istememiştim ki diyebilir. Canı sagolsun.. Ben Kafamın üstü tavana paralel olarak günlük eğitimimi tamamlarım... 8 saatliğine Zen Budisti olurum.. Şiltede yatmıyorum.. Budistler gibi meditasyonu uykuya da tercih edemiyorum..
Dağa kaçmama az kaldı ama...
Şimdi izninizle yatağıma yatıp, yorganıma sarılacağım Zen Zen...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder