24 Mayıs 2008

Biraz çoğaldım, biraz azaldım...

(Fotoğraflar: Otobüsün penceresinden manzara akarken Niko ile dondurduklarım yolculuğumu ve yolumu... Aslında ufuk çizgisi görülen bir tarlada tek başına bir ağaçı görüntülemek istedik. Ama Manzara camdan akarken, denklanşöre basma hazırlığımızda tüm ağaçlar çoğaldı durdu..Sanırım onlarda da insanlarda olduğu gibi, "bir toplu fotoğrafımız yok " durumu söz konusu ...)
-----

Ve bu yazı; şimdi yolda olup, mola vermiş yolcuları karşılayan o demli acı çay ve bana hala hatırlattıkları adına.....

Yolculuk hep bana doğruymuş. Gittiğim yer önemli değilmiş.. Nereye gidersem gideyim, yola çıkan benmişim sadece önemli.. Ben ve valizim... İçine koyduklarım.. Taşıyıp, taşıyıp durduklarım... Valizime eklediklerim, çıkardıklarım... Üstüme giydiklerim, fazla da olsa sadece olmalarını isteyerek içine yerleştirdiklerim..

Valizlerde yol yaparmış... İhtiyacınız olanı taşımaktan öteye...

Yol sizi her türlü konfora alışmanız için zorlar önce.. Uyuduğunuz uyku değildir.. Gördüğünüz manzara ise tanıdık değil.. Dağ, tepe, ağaç, kasaba... İçinizde, geride bıraktıklarınıza dair birşeyler sızlar... Manzaranızdaki yanlız ağaçlar fısıldar bazen bunu... Bazen cama yansıyan aksinizden belirir sızı... Geride bıraktığınız her ne ise, hafızanızda biriktirdiklerinizle yolcusunuzdur.. Uzaklaştıkça yakınlaşır mısınız onlara acaba? Ya da uzaklaştıkça uzak mı düşersiniz? Bilinmez... Yol söylemez, yol sürer sadece, siz de içinde gidersiniz ..

Yolun konforu alışkanlıklarınızla bağlantılıdır. Ne kadar alışmamışsanız konfora, o kadar rahat yol alırsın.. Tekerlek üstünde uykusuzluk sizin için sorun olmaz o zaman... Hele bir de varacağınız yerin heyecanı varsa içinizde, ne gerek var ki uykuya... Ya da yanınızda götürdükleriniz size yetiyorsa ve manzara güzel şeyler fısıldıyorsa kulağınıza... Cama düşen aksiniz, size ve aklınıza düşenlere gülümsüyorsa...

Yol acımasız değildir yolcuya... İhtiyaç molası verilir bir süre sonra... Bir sürü yolcu, aynı merdivenden iner otobüsten... Diğer yolcular ise, karanlıkta koltuklarında huzurla uyumakta... Otobüsün çevresinde bir sürü yolcu.. Yüzlerindeki uykusuzluk mudur? Yoksa yolun verdiği şaşkınlık mıdır?.. Bilinmez... Nerden gelir, nereye giderler, valizlerinde onlar neler taşır kimbilir?

Kimse tanıdık değildir o an... Gözler kimseye bakmaz tanıdık olmaya... Eller yıkanır önce, birer sigara yakılır soğukta, acı bir çay içilir sonra köşe masada..... Ne başladığınız yere yakınsınızdır, ne de varacağınız noktaya..... Ne başladığınız yerdeki sizsinizdir, ne de varacağınızdakini bilirsiniz.. Güneşli başlayan yolculuk, mola yerinde üşütür sizi... Ne zaman ne olacağını kim bilebilir ki?

Her mola yerinde bir hüzün kaplar içimi... Gecesi –gündüzü olmayan bir hüzündür bu.. Belki hiç durmadan altı yanan çaydanlığın hüznüdür o... Misafir beklemeyen çay, artık heyecanla demlenmez sanki.. Çayın deminin acılığı da oradan gelir.. O çay, o köşe masada acı acı içilir...

Çayı getiren garsonlar gözlerinizin içine bakmaz... Birazdan siz çayınızı içip, gideceksinizdir nasıl olsa... Bir daha sizi ne zaman göreceklerini bilmedikleri için midir bu tavır? Yoksa molada da olsanız yolculuğunuzu - düşüncelerinizi bölmemek adına, sessiz ve yokmuş gibi mi davranırlar yolcuya duyulan saygıyla.... Sadece size çay servisi etmek için oradadırlar adeta.. Alacakaranlık kuşağında yol alıyormuşsunuz gibi, tekerlekler döndüğünde, onlarda oradan yokolup gideceklerdir sanki.... Gülümsemezler de, İyi yolculuklar da dilemezler... Nedendir acaba?

Kuru ve mekanik bir anons duyulur.. Mola biter... Bozuk paralar masaya konur..

Bir nefes arası, sonrasında yolun ikinci yarısı... Şimdi yarılanmış yol, varmaya dair umutlar taşır.. Ne “yola çıkıyorum” denilen –ne de “vardım” arasındaki o orta noktada...

Herşeyin başlangıcı zordur ya... Yarılanmıştır artık yol... Uyku ve konfor aramazsınız bu noktada... Çünkü yola çıkmışsınızdır, varmaya yakınsınızdır... Yoldaki manzara sürer, aksiniz yansır cama ama artık yolda olmayı kanıksamışsınızdır nasıl olsa.. Uyku çöker üstünüze bu teslimiyet ve anlayışla... Her yol birşey taşır, birşeye varırız... Her mola bir soluktur, yolu sürdürülebilir kılmaya...

Ve her dönüş, geri dönüş değildir daha önce geçtiğiniz yollardan... Valizinizdeki eşyaların yerleri değişmiştir, eskimiştir, kirlenmiştir veya hiç kullanılmamıştır bazıları... ve bazen yeni şeyler taşır o valiz.. Biraz azalmış, biraz çoğalmışsınızdır... Yol bu sefer daha önce geçtiğiniz yolun tersi de değildir asla..

O mola yeri de aynı değildir... Aynı mola durağı da olsa... Eller yıkanır önce, birer sigara yakılır soğukta, yine acı bir çay içilir sonra köşe masada.. Garsonlar değişmiş olabilir.. Yolcular da...Hiç kimse tanıdık olmak için bakmaz birbirine yine... Yolcudurlar çünkü sadece... Ve o acı çay, siz tekrar gelene kadar kaç kez demlenmiştir kimbilir altı hiç sönmeden daha...

Gidiyor da olsam- dönüyor da olsam, bir hüzün kaplar içimi her molada...

Döndüm tekrar, aynı uzun yolu.... Yol aynı değildi.. Döndüğümü de sanıyor olabililirim ayrıca.. Ama bildiğim tek şey yolculuğumun ilk başladığı yerdeyim şimdi.. Valizim hala ağırda olsa, biraz azalmışım- biraz da çoğalmışım taşıdıklarımla.. Tekerlek üstü uykumu bugün yatağımda devam edeceğim.. Umarım manzaralar güzel şeyler fısıldar bana rüyalarımda... Yol sürüyor, bende içinde yol alıyorum..Yolu kanıksamış gidiyorum sadece.. Ne başladığım yerdeki benim, ne de varacağım noktadaki beni biliyorum.. Yol söylemiyor, yol sürüyor sadece, bende içinde gidiyorum..
*
Brajeshwari
24.05.2008

2 yorum:

mehtap pasin Gualano dedi ki...

Gece gecilen yollar hele.. Kasabalarin kenar mahallelerinde soluk ciplak lambalar, basma perdeli pencerelerde.. Biri mi hastadir, birinin uykusu mu kacmistir, biri ders mi calisir bilinmez.. Birileri iner isimsiz koylerin yol cataginda, elini kaldirip biner kimileri..
Ben gece sokaga cikma yasagi yillarinin 17 yasindaki universiteli yolcusu.. kalbim kut kut varmayi beklerim eve yasaktan once..
ne yolculuklar yaptim ben gozumu kirpmadan.. ne cok yol aldim kendime o yolculuklarda..
Cok guzel bir yazi Burcu'cugum.. Beni yollara tasidi bir nefeste..

Nilambara dedi ki...

Hayat sürüyor sadece ve biz de içinde gidiyoruz... Ne başladığımız yerdeki biziz ne de varacağımız noktadaki bizi biliyoruz... Hayata güzellik katan da varacağımız noktaya giderken yaşadıklarımız, gördüklerimiz, molalarımız...
Yol üzerinden hayatı öyle güzel anlatmışsın ki Sevgili Brajeshwari, keşke yaşarken de hayatımızı yolculuklarımızda yapabildiğimiz gibi sadece gözlemleyerek, yargılamadan, yorumlamadan yaşayabilsek... sadece o yolla birlikte akıp gidebilsek hayatın içinden de...
Varacağımız noktaya giderken yolun keyfini çıkardığımız gibi hayatı yaşarken de keyfini farkederek yaşayabilmeye...
Hoşgeldin :)