10 Kasım 2010

HaFiF!


"Stretching your hamstrings is only the beginning. Can you stretch your bones? Your mind? Your dreams? Your soul?" Judith Hanson Lasater

Derse bir saat kala yola koyuluyorum. Bazı günler insan kendi kendine ağır geliyor. O günlerde o kadar zor ki, hazırlanmak, evden çıkmak, yürümek, insan arasına karışmak...

Yürürken ayaklarımı attığımın farkındayım, ayakkabının ağırlığının farkındayım, çantamın yükünün, içinde taşıdıklarımın, aklımdan geçenlerin.... Elimde tuttuğum anahtarın yorgunluğu var kollarımda sanki... Merdivenleri inerken dizlerimi kırmak yoruyor. En çok beni yoran da, yol boyunca oturduğum koltukta karşıma bakarken, aslında başka şeyler görmek kendi hafızamda... Ara ara gözlerim karşımda oturanların boyunlarının duruşuna, sağ ve sol dengelerine, kalplerinin açıklığına bakıyor, konuşurken mimiklerini yakalıyorum. Onları izlediğimi sanırken, kendi bedenimi izlerken buluyorum sonra kendimi... Neyseki duruşum genelde dengeli.. Sadece bugün sağa kayıyor boynum sıklıkla... Bu demek ki o an beynimin sol tarafı çalışıyor, düşünceliyim ve sağ ayağıma ağırlığımı da verdiğimde aslında içimde duygusal bir anın görüntüsü geçiyor. Kendi dış tahlilim, içimdekileri okuyor adeta... Ayaklarımı dengeliyor, sırtımın duruşunu yokluyorum , düzeltiyorum hemen kendimi...
.
Matın üzerindeyim, geldiğim yol bitmiş kafamda... İçimdekiler mi ? onların hepsi yerli yerinde ağır...
.
O gün sınıfta hepimizin vucuduyla ilgili aksadığı noktalar var. Bazımızın dizi, bazımızın kulağıyla ilgili denge sorunu, bazımızın sağ bacağı çekiyor. Ama olsun! Matın üstü, mükemmelliğe ulaşmak adına savaş vereceğimiz bir alan değil. Sınırlarımızı keşfedeceğimiz, bırakacağımız, kendimizi dinleyip, anlayışı öğreneceğimiz bir alan burası... Bunu bilerek derse başlıyoruz.
.
İlk ısınma serisini yaptığımızda ellerimden başlıyor terleme... Mata avuçlarımı, parmaklarımı köklesem bile ellerim tutmuyor beni ve kütlemi... Avuçlarımın terlemesini izliyorum. Geriye doğru açılmalarda kalbi açmaya -yükseltmeye çalıştığımızda, beni engelleyenin gögüs kafesimin esnekliği olmadığını biliyorum. Kalbim içinde tuttuklarıyla açılamıyor, kasılıyor sanki... Nefes çalışması yaparken sağ ve sol burun deliklerimin eşit nefes almadığını farkediyorum, bakıyorum ki o an kafam yine sağa düşmüş. Tek ayak üstündeki denge duruşlarına geçtiğimizde, yerdeki ayağım köklenmek yerine, kasılarak bacağıma güç vermekte zorlanıp, dengemi bozuyor. Dengemin bozuluşunu izliyorum sakinlikle....
.
Terlemenin sadece bedensel olarak ısınma olmadığını biliyorum. Atıyorum sanki biriktirdiğim düşünceleri... Beden ısınmaya ve anlaşılmaya başladıkça, denge de yerine oturmaya başlıyor. Zihin aradan çıkınca, bedenin mükemmelliği ve bu mükemmellikten doğan doğal gücün ortaya çıktığını deneyimliyorum tekrar... Bunun için sadece teslim oluyorum hissettiğime, olan bitene ve içimde bulunduğum duruşu izlemeye koyuluyorum..
.
Ayaklardan başlıyor değişim. Beyine en uzak organlar ayaklar, o yüzden dürüstler... Dengesiz salınımlar, tutarlı- yeri kavrayan duruşlara bırakıyor önce kendini... Ayaklarımla beraber dizlerim sağlam durmaya, öne esnemelerde rahat bırakmaya başlıyor kendilerini... Ayaklar karar merkezleri, dizler o kararları harekete geçiren noktalar aslında... Tüm bunlar olurken, ayaklarım kararsızlıklarını, dizlerim harekete geçmekten korkuşlarını salıveriyor sanki... Ayaklarım sağlamlaştıkça, bedenimin daha güvenle uzadığını hissediyorum. Bastığım yere güven duyarken, bedenim yükselirken umutlarım gökyüzüne sürgün veriyor. Aklımı korumak için kapanmıyor boynum içeri... Boynum uzadıkça, aklımdan geçenler hafifliyor. Böylece sırtım omurga omurga nefes alıyor sanki... Omzumdan geriye bakışlarda, sadece boynum değil, sanki bakış açım da esniyor. Kör noktalarımla karşılaşıyorum orada... Nefesimi hissediyorum artık. İçime dolan, her bir zerremi mutlulukla dolduran... Kalbi yükseltip, açmaya çalıştığımızda artık omuzlarım rahatlıkla geriye açılıyor. İçimden geçen tüm duygular özgürleşmeye başlıyor o an.... Kalbimin orta yerinde hissediyorum,.. ne olduğumu, gerçeğimi, yaşadığımı... Nefesim onaylıyor tüm bunları....
.
Ter, uçuşan düşünceler, bedensel yorgunluk birbirine karışmış bitiyor ders... Ama tertemiz ve sadeyim. Sıyrılmış sanki taşıdığım tüm düşünsel yükler üstümden, nefesim eşitlenmiş, kollarım ayaklarım hissedilemez bir boşlukta salınmaya başlamış sanki. Var olduğunu sandığım ağırlıklar, varoluşun gerçek hafifliğine bırakmış beni...
.
Yenilenmiş olarak çıkıyorum stüdyodan.... Yol boyunca adımlarımı izliyorum sadece... Söz yok, içimde konuşan-hatırlatan kimse de... Zihin ve oyunları başrolden çıkalı çok olmuş... Uçuşuyorum. Kırgınlık ne hatırlamıyorum, yargılar, sıfatlar, olaylar yok olmuş, yarın ne olacak umrumda değil...
.
Sevginin içine sadece sevgi katılıyor,
özlemenin içi sadece daha çok özlemle doluyor...
Gögüs kafesim nefesimle dolarken, kendime bakıyorum,
İçimde tarif edilemez bir minnet duygusu,
kalbim açık, savunmasız, sevgi dolu...
Boynumsa sağ tarafa düşmüyor artık....
.
.



Deva Premal - Om Namo Vasudevaya Tık

9 yorum:

Fuliyama dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın yoganın ruhunu..teşekkürler aydaş:)

sevgiyle

kelebeklerözgürdür dedi ki...

"Sevginin içine sadece sevgi katılıyor, özlemenin içi sadece daha çok özlemle doluyor..." işte bu..."açıldığımda" hissettiklerimle birebir örtüşüyor...büyü gibi...

okurken kendi bedenimi yokladım seninle beraber, başım, omuzlarım, dizlerim, ayaklarım...kalbime geldi sıra yazının sonunda..bazen beden yüklenilen ağırlıkların farkına, kalbimizden önce farkına varıyor. ne güzel bir dayanışma :)

şok güsel olmuş her zamanki gibi...seni okumak yoga yapmak gibi geliyor bana...

sevgiler,
vildan

Özgür Turan dedi ki...

Canım ruhunu ne güzel aktamışsın kelimelere yine. Çok hoşuma gitti bu yazı. Eline sağlık. bayram sonrası artık görüşücez:)

ZeynepA. dedi ki...

En güzel yazılarından biri olmuş sanki. Belki de kendimi özdeşleştirdiğim için öyle algılıyorum ;)
ne güzel anlatıyorsun!!!

Papatya dedi ki...

Merhaba,
Ben blogunuzu bugun kesfettim en yeni misafirinizim sanirim:)
Gorur gormez henuz bu guzelim yazıyı bastan sona okumadan bile butun bir blogu gezinmek saatler gecirek istedim oncelikle ellerinize saglik.
Sevgilerimle,

dildar dedi ki...

Yogaya başlamak istiyorum. ve sigarayı bırakmak. çiçek açmak istiyorum. güneşe doğru atılım yapmak. ve varlığımı onurlandırmak. dirilmek yeniden. nasıl yapacağım? nereden başlayacağım? sen nerede ders veriyorsun?

dildar dedi ki...

cevap posta adresime de gelsin diye bir daha yazıyorum.

Brajeshwari dedi ki...

Çok teşekkürler...Yoga yapanların beni anlamasından çok mutlu oluyorum. Aslında bizler bedensel olarak yanyana düşemesekte,her zaman buluşuyoruz matlarımızda... O yüzden konustuğumuz dil önemsiz kalıyor birbirimizi anlamak adına... Biliyoruz çünkü, yaşadığımız, hissettiğimiz duyguları...

@Papatya hoşgeldin..:)Bende sayfanda hikayelerin arasındaki lezzetlere bulanıyorum...

Dildarcım, sana mail yoluyla ulaşmak istiyorum ama mailini sayfanda bulamadım. Bana brajeshwari.dd@gmail.com adresinden mail atarmısın...:Anlatacaklarım var hem sana:)

Sütüme Sarelleme Karışma!!! dedi ki...

babiş'e yemeklerden buldum sizi! harika anlatmışsınız okurken hafifledim... iteklemem lazım kendimi 2 aydır ağırım kendime! bir heves başlamalıyım ben de yine hareketlenmeye ve aynen dinginliğe.