25 Eylül 2008

Çocuklar hastalanarak büyür

Bu mevsimi seviyorum.. Güneşin ve yakıcılığının artık gündüzlerimi yormadığı günlerde, bırakıyorum hava soğusun, rüzgar essin ve ben biraz üşüyeyim.. Manzaramda gördüğüm, ağacın kendi rengi, gökyüzünün kendi rengi ve ben onlara bakarken, güneşten korunmak adına kendimi korumaya aldığım kabuğumu söküyorum sanki.. Bu renk benim rengim...

Yorganımla sarmaş dolaş uyumak beni hep mutlu etti. Küçükken, yine rutin kulak ağrısı çektiğim uzun gecelerden biriydi.. Bitmek bilmez ağrılar, sevimsizleştiriyordu hep geceleri... Bildiğim tanıdık bir ağrıydı yaşadığım, ama ben sabırsız minik bir yürektim. O zamanın ilaçları, kulağa damlatılan gliserin çeşidi yağlar anında kesmiyordu ağrılarımı.. Babam, uzun geceler boyu sıcak havluları ağrıyan kulağımın altına koyup, beni teselli etmekle uğraşırdı.. Ben hem ağlar, hem uyumak ister, hemde ateşlendiğimden olsa gerek gözüme gözüme yaklaşan, sonra uzuyan ve büyüyen adamlar görürdüm gerçekmiş gibi... O adamlar gözümün önüne geldiğinde, orta yerlerinden kopar, geriden tekrar birleşip, üstüme üstüme tekrar gelirlerdi.. Şimdilerde, çin işi dükkanlarda, o adamların sanki benim kabuslarımdan örnek alınmış abonoz ağacından yapılma Etiyopyalı heykelleri satılmaya başlandı.. Ben her onları gördüğümde, hastalandığımdaki kabuslarımı tekrar yaşıyorum. İşte o ağrı dolu gecelerde, Etiyopyalı halüsinasyonlar yetmiyormuş gibi, kulağıma damlatılan her ne ise, bir süre sonra genzime doğru iner ve ağzımda kekremsi bir tad bırakırdı.. O tadın karşılığı hiç bir zaman olmadı benim damak tadımda.. Çünkü sanki, kulağımla beraber tattım o tadı...

Çocukluğuma ait bazı gecelerim işte böyle, zor ve zahmetli geçti ailem için.. Karga tulumba acile götürülsemde, doktorlar hep aynı ilacı verdi durdu.. Ailem için belkide tek çare, soğuk algınlığı yaşamamam adına her zaman sıcak tutulup, taraflarından iyi beslenilmemdi...Öyle de yaptılar, alasıyla... Sanırım bana gösterilen bu özenden geriye, Haziran ayına kadar gece yatarken giyilen hala vazgeçemediğim uyku çoraplarım kaldı...

Bu gece gibi soğuk gecelerdi işte o gecelerde... Babam, günlük “çocuklarla ilgilenme” görevini annemden devralmış, başucumda bekliyordu... Yorganımı üzerime örterken acının geçeceğine inanmamı, başka şeyler düşünmemi söyleyip duruyordu. Başka şeyler düşündüğüm oluyormuydu bilmiyorum.. Ama Babama hep güvenirdim. O benim kahramanımdı.. Annem değil, babam böylesi durumlarda daha sakin ve beni daha iyi yatıştırmayı bilen taraftı.. Gliserin kulak borumdan, gitmesi gereken yerlere ılık ılık varmaya başladığında, bende babamın telkinlerine bırakırdım eş zamanlı kendimi... Kulağımın içindeki kaygan yağ, ağrıyı ılıştırır, gözlerim ağırlaşır ve ben uykuya teslim olurdum... Bu öylesine bir teslimeyetti ki, uykunun vucudumda sıkışmışlığını ve birden boşalırcasına tüm vucuduma nufus ettiğini hissederdim.. Ateşim söner, kabusların yerine tatlı bulutlar görevi teslim alırdı.

Direndiğim hep acıydı.. Acının karşılığı, hep daha çok acıydı da sanki, hiç bitmeyecek, hiç geçmeyecek ve ben uykuya bırakamayacağıma inandırırdım kendimi... Hep bildiğim ve çocukluğumda yıllarca çektiğim acıydı halbuki... Ama hepsi bir değil, hepsi ilk ve tekmişcesine ağır yaşanıyordu benim o zamanki algıma göre.....Uyku, o ağrı sonrasında ne tatlı gelirdi anlatamam.. İçi sıcak ve ılık - tıkalı bir kulak, rüyamda uçuşan bulutlar, babamın rahatlatan sesi ve soğuk bir yorgan.... O yorgana sarılırdım kocaman.. Uyku beni alıp, eksik kaldığım uykulara götürürdü en derin ve en yumuşağından...

Yine havalar soğumaya başladı.... Dün gece mevsimin ilk gecesiydi yorganıma sarıldığım.. Eksiksiz ve tam uyudum.. Sabah diğer günlerime göre, çokta güzel uyandığımı farkettim. Arabada giderken “bugün nasıl bu kadar mutlu olduğumu” sordum kendime niyeyse... “Bugün, düne göre nasıl bu kadar pozitif bakıyorum” dedim.. Normalde sorgulanmaz bunlar, yaşar gideriz... Ama ben sordum... Ağaçlara baktım, sarılar giyinmeye hazırlanıyorlardı.. Gökyüzü griye çalan bulutlarla doluydu.. Sevdim bu manzarayı... Olduğu gibi sevdim.. Ağzıma tanımı olmayan o kulak damlasının kuru, kaygan tadı çalınır gibi oldu bir ara..... Belki de acılara direnmemeyi, olduğu gibi kabul edip, acının getirisine ve Etiyopyalı korkunç adamlara rağmen iyi şeyleri düşlemeyi o zamandan başlayarak babam öğretmeye çabalamış dedim kendi kendime... Her ne kadar, hala acı çekmeyi- daha çok acı çekmekten korkarak karşılasamda az biraz...
-
Tüm bunlar aklımdan geçerken, kazaklarına sarılmış bir anne ve kız çocuğuna yol vermek üzere durdum.. Kız çocuğu, annesinin elini bıraktı, bana baktı, gözlerini benden ayıramadan yavaş ama çok yavaş geçti karşıya... Sonra bana el salladı bir çocuğun olabilecek en tatlı haliyle... Karşılık verdim bende el sallayarak minik kıza.... Yutkunduğumu farkettim, ağzımdaki o tad çoktan gitmişti.
**
Brajeshwari / 25.09.2008
...

17 yorum:

Cheetos dedi ki...

"acılara direnmemek, olduğu gibi kabul edip, acının getirisine ve Etiyopyalı korkunç adamlara rağmen iyi şeyleri düşlemek"... işte budur!...

ve biliyor musun, bikaç akşamdır ben de uyku çoraplarımı giyiyorum, sıcak sıcak, yumuşak yumuşak.. :))

:)den dedi ki...

"Gözüme gözüme yaklaşan, sonra uzuyan ve büyüyen adamlar" beni de hep hasta yatağımda ziyaret ederlerdi küçükken...
Hala o "Etiyopyalı adamlar" arada bir aklıma gelir ve ben ürperirim.
Hastalanarak büyüdüm her çocuk gibi. Asıl soru büyüdüm mü gerçekten!
Soğuk bir Ankara gününde içimi ısıttı yazdıkların.
Fotoğrafları çok beğendiğimi de söylemeliyim:)

arzu pinar dedi ki...

:) çok tatlı fotoğraflar.


facebook ta blogger türkiye grubu kurdum. gelsene.

Vladimir dedi ki...

Çocukken ben de çok hastalanırdım. Aniden hastalanır ateşler içinde yatardım. Şimdi bu yazıyı okuyunca tekrar hatırladım.

Sonbahar gibi bir yazı olmuş hem serin hem insanın içini ısıtan.

berrin açılmış dedi ki...

burcu cum
ne güzel yazı...
sabah sabah
keyifle okudum
içindeki çocuğu korumalısın:))
sevgiler

beenmaya dedi ki...

kızkardeşim yaşamıştı benzer acıyı, acıları. çok küçüktü o zamanlar yaşadığı acının büyüklüğüne ters düşecek kadar küçük...o günleri hatırladım hayal meyal. ve o küçük kızın size bakarken içinizdeki o küçük çocuğu gördüğünü düşündüm. hala içinize ve yaşıyor olması ne güzel...

zerrin - misss dedi ki...

ne güzel yazılar bunlar.. burcu sizi bulduğuma sevindim..

sıkı takipçiniz olacağım.

sevgiler..

ferkul dedi ki...

bazan düşünmek hayatı özümsetir

Brajeshwari dedi ki...

Teşekkürlerrr

@Çiğdemcim
Senin, yazılarımı Yaşam koçu gözüyle onaylamandan çok keyif alıyorum.Bu arada sanada benim komik uyku çoraplarımdan alacağım..Ve baykuş kolleksiyonunuza vereceğim bir parçam var...Suprizz:)

@Güldencim
Büyümek yaşlarla bile orantılı değilken algımda, büyümeyi kimlerin uydurduğunu bilmiyorum..Sadece yıllar geçiyor ve biz hep baştaki yere, en saf ve en bozulmamış algımızı yaşattığımızı yere dönmeye çalışıyoruz oysa..Etiyopyalılarda, iyi insanlar olmalı aslında...

Senin yazıların kadar, içini ısıtabildiysem ne mutlu bana...çok teşekkürler, buralarda olduğun için...

@Arzu Pınar
Kimin olursa olsun, eski ve iyi dileklerle çekilmiş çocukluk fotograflarinda hep guzel şeyler bulurum bende...

@Vladimir
Sadece bu fotoğraflardan bir öykü yazsaydın ne yazardın diye düşünmediğimi söyleyemem yoroumu okuyunca..

@Berrincim
Bende okumak istiyorum artık seni tez zamanda... Hem okumak-hem bakmak yeni fotograflarına..Hadi bize Meclisteki milletvekili profillerini yaz yine..

@Beenmaya
Düşmanıma yaşatmasın denen bir ağrıdır o ve niyeyse hep küçük çocukları vurur.Çocuklar bazen öyle bakarki başka birşey görürler sanki..Biz dar algımızla bize baktı, ilgisi çekti küpelerim heralde deriz..Böyle düşünmek işimize gelir belki de....Takibiniz için teşekkür ediyorum..

@Misss- Zerrin
O ne güzel yemeklerdir öyle... Çok mutlu oldum blogumu ziyaretinize.. Bende sizi tanımaktan keyif aldım Zerrin..Karşılıklı takipteyiz demek ki..


@Ferkul
Düşünmek mi, düşüncelerini sadeleştirebilmek mi hayatı özümsetir emin değilim..Ama kabul etmek ve farkındalığınızla, uygulamaya almak sanırım hayatı yaşanır kılıyor biraz daha...Sevgiler..

Nilambara dedi ki...

ooo çok geç kalmışım :))

bugünün herzamankinden ağır-yoğun temposunun ardından müthiş dinlendirici, gülümseten ve ısıtan bu güzel yazını okumak çok iyi geldi bana... senle birlikte ben de çocukluğumun sıcacık güzelliğine gittim :)
yüreğinin sıcaklığı aydınlığı daim olsun...

(ben de aynen sizin gibi sıcacık, yumuşacık uyku çoraplarım ve sıcacık yorganım ile pek mutluyum bugünlerde :)

Cheetos dedi ki...

Burcucum, utandım bak şimdi; yaşam koçu gözüyle onaylamak değil de, aslında hepimizin içindeki bilgeliği böyle ustalıkla ifade ettiğin için kutlamak daha doğru sanırım.. Hissiyatım tam da budur..

Baturhan çorapla yatmamı komik buluyor zaten, komik uyku çoraplarıyla iyice komik olacağım desene :))

Bak baykuş dedin mi akan sular durur, sahiden sürpriz oldu.. Ee ne zaman geliyorsunuz, bayramda evdeyiz bekleriz, elmalı turta da yapacağım... :)))

zero dedi ki...

Yağmurlu bir İstanbul gününden kocaman bir merhaba:) Öyle tanıdık duyguların, hallerin anlatıldığı bir yazı olmuş ki bu, okurken öksürük nöbetleriyle geçen kendi çocukluğumdu da sanki anlatılan. Haftanın 3 günü sağlıklı, 4 günü hasta geçen bir çocukluktu benimkisi de... Viksler, buğuseptiller, antibiyotikler, iğneler, tıkanırcasına bir öksürük, ve saatler süren anneli/annaneli/dayılı öksürük geçirme seanslarından sonra o an kıymeti hiç bir şeyle ölçülemeyecek olan uykuya teslim oluş... Yorganınla yaşadığın o sıcacık ilişkiyi benden iyi ancak böylesi anları yaşayanlar anlayabilir sanırım:) Birbirimizi bu kadar tanımadan ama aşağı yukarı aynı yıllarda ne kadar da ortak anılar biriktirmişiz öyle değil mi?

Sevgili Gülden'in sayfasında paylaştığınız o güzel anların satırlarını okuduğumda samimiyetle itiraf etmeliyim ki, ben de Ankara'da olmak istiyorum dedim. Ben de parçası olmak istiyorum o dostluğun... sanki pılımı pırtımı toplayıp terketsem bu çok sevdiğim şehri, burdaki candostlarımı özlemez mişim gibi? Ama benim ki galiba, her sıcacık sohbetin, kocaman yüreklerin, samimi dostlukların bir parçası olabilme arzusu... hani paylaşabileceğin çok şeyin olduğunu hissedip de bunları kaçırmama arzusu:) Her sömestr tek başıma tıngır mıngır başkent ekspresiyle büyük teyzemi ziyarete geldiğim lise yıllarımın o karlı şehri Ankara, ikinizi de tanıdıktan sonra artık benim için çok daha fazla şey ifade ediyor. (İstanbul'da çok soğudu, bu gece ben de yorganıma sarılıp yatacağım:))
Yürek dolusu sevgiler:) Zeren

YASEMİN ASLIHAN BABALIK dedi ki...

sayfanın sol tarafındaki notu okuyunca yorumsuz çıkmak istemedim burdan.sevgili güldenin yazısından hareketle sizi merak ettim eminim benim gibi çok kişi gelecektir ziyarete.sadece bir selam etmek istedim,iyi bayramlar dilerim

Brajeshwari dedi ki...

@Nilambaracim
Geç kalmadınız..Hepimizin çocuk ruhunu seviyorum.Uyku çoraplarınızı fotograflasanız da, bende görsem onları ..Çiğdem ve Siz de bendensiniz..Eğer yollarsanız, bir yazı yazacağım üstüne..

@Çigdemcim
Sen henüz bana danışmanlık hizmeti vermesende,yazılarında cumlelerine kattığın sevgi tohumları bile işlemeye başladı bende Çiğdemcim.Senin gibi hayat motivatörüne herkesin ihtiyacı olduğu için, ben ısrarla bu yönünün altını çizmek istiyorum,senin adına da gururlanarak..Utanma..

@Sevgili Zeren
Hoşgeldin..Seninde çocukluğuna ait tanıdık birşeyleri bulur olmana sevindim yazımda.Bazen ilişkiler öyle grift olabiliyor ki, yıllar önceden tanışmış hissediyor insan kendini..İletişimin ilk adımındaki kaygının, önyargının olmadığı –içinde tamamen sevgiye dair sıcaklığı hissedebiliyorum.Teşekkür ediyorum..

@Sevgili Yasemin
Sayfanın sol tarafının gözüne çarpması ve seni harekete geçirmesine sevindim.Gerçekten yorumlardan keyifleniyor, mutlu oluyorum.Gülden’in yazısıyla blogumu ziyarete gelen herkese kapım açık.Onun sevdigi insanlari bende severim şartsızca biliyorum..Bu selamını alıyor ve teşekkürlerimi yolluyorum selamımla sana beraberinde...

Nil dedi ki...

Sevgili Gülden'in yazılarının sessiz takipçisiyim. Son yazısından sonra sizi çok merak ettim. Blogunuzun neredeyse tamamını okuyunca, yorum bırakmadan geçmek istemedim. Siz ikiniz de özel insanlarsınız. Birbirinizi bulmanız çok hoş. Birbirinizi çoğaltacağınıza inanıyorum. Yaşadıklarınızı bizlerle paylaşmanızı umuyorum.
Yazılarınızdaki anlatım dilinizi çok beğendiğimi de yazmalıyım. Fakat bir öneride bulunmak isterim. Blogunuzu sadeleştirin.
Artık sıkı bir takipçiniz daha var:)

Adsız dedi ki...

Güzel bir yazı. Çok etkilendim. Yeni yazılarınızı bekliyorum.
Siyah-beyaz fotoğraflar anlatımı öyle güzel zenginleştirmiş ki...

Brajeshwari dedi ki...

Sevgili Nil
tesekkurler..tamamen sadelestirme önerine katiliyorum:)