13 Ocak 2009

Hırsız Kalemler !




Bazen, evimden çıkıp, kendimi götürürüm kahve dükkanlarına. Elimde kahvem, yanlızlığım ve düşüncelerim, ben onları izlerim. O anlar benim en mutlu olduğum anlardır, çok yakınlarım bunu çok iyi bilir..

Evimde bir sürü minik defterim vardır. Artık hangisini kendime yoldaş ettiysem, benimle çantamdan gelir. Kalemle buluşunca sol elim, o akıştan mutlu olurum kağıda yansır düşüncelerim, düşlerim.. Her ne kadar elektronik bir ortamda temize çekip, bloguma yerleştirsem de yazılarımı, ben o yazıma baktığım zaman bile duygularımı hissederim. Sakinmiyim, sinirlimiyim, yazıyı mutlu son ile bitirmiş miyim?

Yıllarca günlük tuttum. Hiçbirinde sadece o gün ne yaptığımı yazmadım. Bir günlüğümü ölen köpeğim, Arap’ın elimi tutarken bir fotoğrafıyla bitirdim. Sonra yıllarca yazamadım. Arap kötü bir sonla ölmüştü. Çok küçüktüm, kızdım, öfkelendim hayata ama çok daha fazlası üzüldüm, belki de kendimle yüzleşemedim.

Sonra yeniden yazmaya başladım. Arap'a adadım yeni günlüğümü, onunla başladı ilk sayfam. Bu sefer kelimelerimi daha çok severek, onlara tutkuyla bağlanarak yazdım. Aşkı yazdım, gençliğimi, deli dolu hayallerimi.. Sonra, çok sevdiğim bir adamı kaybettim. Defteri onun bana yazdığı son notu yapıştırarak, kapattım. Bir daha asla açamadım.

Benim yolum sonra başladı. Nedenlerim, niçinlerim. Sorduklarım, cevap bulduklarım, durduklarım, kaçıp, döndüklerim.. Cevaplarımı bulmam, bunun bir yolculuk olduğunu anlamam. Yaşamı anlamlandırmam, ayakta durabilmem. Yoga ve reikiyle tanışmam o döneme rastladı.

Şimdi tekrar yazıyorum. Yazmak bir tür iç döküş gibi, yazarken öğreniyorum kendimi. Yazarken büyüyorum. Yazarken, bakıyorum içime, iç aynalardan yansıyanlara, yansımama.. Bazen hiç kolay olmuyor yazmak. Kendimle savaştığım oluyor, kelimelerle aramı yapıp, barıştırıyorum kendimi kendimle... Meydan klavye, savaşan ise kalbim ve aklım oluyor. Yazma esnasında, can çekişiyor bazen ikisi de.. Ama sonunda, barışıyorlar her seferinde..

İyi yazdığımı asla savunamam. Ama ben bu çabayı seviyorum. Kim ne derse desin, bana iyi geliyor. Yorum yazan, yazmadan okuyan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Beni yüreklendiriyorlar her zaman varlıklarıyla... Ama sadece kendimi ve yazdıklarımı düşününce, iyi birşey yazmak değil asla kaygım, sadece yazmak, akmak olduğunu anlatmak istiyorum. Bir yanım böyle şifalanıyor. Anladığınızı biliyorum.

Çokca okuyorum sonra. Diğer blogları okuyorum. Mutlu oluyorum. Yüreğime dokunan, yüzümü gülümseten kelimelerin arasında, hayatın renklerini ve güzel yürekli insanları görüyorum. Onlara ve bu yüzleşmedeki başarılarına yürekten saygı duyuyorum.


Fakat, bugün olduğu gibi canım acıyor bazen. Alt satırlarda en rafine anılarınızı, gözlemlerinizi, kararlarınızı gizlediğiniz bir yazıyla başka bir blogta karşılaşıyorsunuz birden... Tamam, ben bunları paylaşmak için burada yayınlıyorum. Bloğumun altında da yazıyor zaten, “ Blog adresimi ve ismimi kullanarak alıntı yapan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum “ ve gerisini takip etmiyorum. Ben Orhan Pamuk değilim, biliyorum. Ama öyle olmuyor. Yüzyüze geliyorsunuz kendinizle, duygularınızın sahibi başka biri olmuş. O sancıları, o kararları başka biri çekmiş. Ve bu sadece 2 dakika sürmüş. Sağ click, copy, paste... Bir anda kendinize yabancılaşırken, en şeffaf halinizi başka birinin üstünde görüyorsunuz. O yazıyı yazarken ne ağlamıştım ben.. Neler geçmişti aklımdan, nelere gülümsemiştim, ne hayaller barındırıyordu içinde bilirmisin ? Neyi sildim yazarken, neyi düzelttim, ne ekledim ? Biz alıntı yaptığımız görsellere yazı altında linkler gösterme özenini bile gösterirken bir de, bunu görmek canımı acıttı bu gece..

Ekşi sözlükte : Edebi hırsızlıktan şöyle bahsediyor.
"aslinda muthiş bir iltifattir yazara.. onun yazdiklarini o kadar beğenmistir ki, o kadar hayran kalmistir ki çalan kisi, sadece okumakla yetinmemiş, tamamen kendisinin olmasini istemistir. altinda kendi ismi bulunmasini ve bununla gurur duymayi istemistir. bir yazara bu denli kiskanilacak bir eser yaratmis oldugunu baska turlu nasil ispat edebilir?dusunun ki yarattiginiz her ne ise, onu, sahip olmayi isteyecek derecede buyuk bir tutkuyla begenmis.. iltifat ediyor aslinda size.. sinirlenseniz de uzulseniz de, sonunda kendinizi yipratmaniza gerek yok... o bunu üretemeyecek, hicbir sey üretemeyecek.. ve siz yaratmaya devam edeceksiniz. ne de olsa kökü sizde.

Ben böyle düşünemiyorum ne yazık ki. Ben herkesin kendi duygu ve düşüncelerini barındıran herşeye saygı duyarım, eğilirim önünde, cesaretini kutlarım. Ama bu bana öylesine çirkin geliyor ki, anlatamıyorum. Birisi meditasyon odanıza kirli ayaklarıyla girmiş, bunu da kendine hak saymış sanki..

Yazıların içine linkler mi gizleyeyim ? Yazdıklarıma, kökü bende nasıl olsa diyip yaşadıklarıma sahip mi çıkmayayım ? Yoksa artık hiç yazmayıp, hepsini kendime mi saklayayım?

Bunları düşünürken, yine kendime dönüp bakmak oluyor yaptığım ve soruyorum..
Ben bir yerde hata mı yapıyorum? Neyi görmem gerekiyor?
Cevapları gerçekten bulamıyorum...
.
Peki o hırsız kalemler, soruyorlar mıdır sizce de kendilerine ?
Ben ne yaptım, bunu yaparak birinin canını acıttım diye?
.
.
Görseller : 1 /2

25 yorum:

Nilambara dedi ki...

Sevgili Brajeshwari, o anki ruh halini o kadar iyi anlıyorum ki ve bunu ne yazık ki ilk kez hissetmiyorsun, bu kaçıncı??? ben saymayı bıraktım artık...

bu duygunun bana ne kadar tanıdık olduğunu da sen iyi biliyorsun, üstelik 1 bölüm değil 15 bölümlük "düşlerimdeki yaşam" serimi sadece 2 harf çıkararak "düşlerdeki yaşam" diye olduğu gibi bölüm bölüm yayınlayan da oldu...
o zaman, senin de dediğin gibi "en iyi yazını yazmadın henüz"
kelimelerle öyle güzel oynuyor, duygularını o kadar güzel seriyorsun ki satır aralarına, kendisi ile özdeşleştirip çevresi ile paylaşmak istemiş olabilir kişi, bunun yadırganacak hiç bir yanı yok AMA... 2-3 kelime ile yazanın adını belirtip, kaynağı göstermek bu kadar mı zor...

kolaya alışan, üreten değil kopyalamayı seven bir nesil gürül gürül geliyor ne yazık ki... Berceste'nin bu yazısı çok çok güzel ifade ediyor bu kopyacılığın nasıl da damarlarımıza işlediğini;

http://berceste.blogspot.com/2009/01/aratrmak.html

sevgimle...

Brajeshwari dedi ki...

Nilambaracim
kaç kez karşılaştık değil mi bununla..Ne uyarılar,ne yorumlar yazdik. Erdem sahibi olmayı anlatmaya çalıştık. "Düşlerdeki yaşam" olarak 15 yazınızın karşımıza çıkmasini hatirladım şimdi yine..İnsanın eli ayağı dolanıyor üzüntüden.. Paylaşmak başka birşey.. Pay ettiğinizi, alabilmek, ona saygı gösterebilmek başka bir yetenek..

Bu olayı bu kadar büyütme diyebilir belki birçok insan. Ama işte, o yazılarla ayağa kalkıyorum ben, o yazılarla kapılarımı aralıyorum. Bunu sizin gibi, "gerçek" blog yazarları arkadaşlarımın anlayacağını biliyorum..

beenmaya dedi ki...

Öyle çok ki Burcu'cum artık ben bakmayı bıraktım. Kimi zaman ismimi yada en azından alıntı ibaresini gördüğüm yazılara teşekkür bırakıyorum sırf saygı gösterip en azından kendilerine ait olmadığini bir şekilde belirttikleri için. Kimi zamanda yazımı başka bir yerden gerçek ismimle yayınlayıp ben "beenmaya" olarak teşekkürlerimi ilettiğimde "pardon ya ben özlem baki'nin yazısı sanıyordum kusura bakmayın hemen değiştiriyorum" diyenleri aynı kişi olduğuma inandırmaya çalışıyorum. hiç tanımadığım insanlardan şu sayfalarda sizin yazılarınız kullanılıyor diye mailler mesajlar alıyorum ve bir bakıyorumki sadece kullanılmakla kalınmamış, altına gelen tebrik yorumları gayet kendininmişcesine kabul edilmiş ve cevaplanmış. sahiden ipin ucu kopmuş bir kere. nereden nasıl tutacağız, neyi nasıl engelleyeceğiz inan bilmiyorum canım.

Gerçekten bu neden yapılır anlamış değilim. Üzülüyorum çünkü herkesin kendi öyküsü, kendine dair bir hayatı olduğu gibi tüm bunları anlatabileceği kendine ait kelimeleri de vardır. Neden bir insan bunu kullanmak yerine başka kelimelere ihtiyaç duyar ve en başta kendi kendisini kandırır? Başka kelimelerle nasıl kendisini anlatabilir? Acıyorum çünkü kendi kelimelerinden bihaber yaşayıp, kendi öyküsüne sahip çık(a)mayan bir insan nasıl kendisi olarak hayatına devam edip hem kendi hem bir başkasının hayatına dair iyi birşeyler sunabilir? Kızıyorum çünkü kimsenin böyle bir şey yapmaya, bir emeğe saygısızlık etmeye ne olursa olsun hakkı yok, olamaz da...

geçmiş olsun. keşke bu son olur diyebilsem. ama bırak başkasını kendisine bu kadar saygısız insanlar olduğu müddetçe ne yazıkki hep olacak :(((

yapıncak dedi ki...

Öfkelenmemek elde değil. Anlamak da.

Yeni buldum bu blogu, büyük keyifle okuyorum. Kalemine, emeğine sağlık.

Haşim Arıkan dedi ki...

O kadar güzel ve net anlatmışsın ki Burcu yazmanın ne anlama geldiğini, bizlere ne hissettirdiğini. Bu satırlarına sonuna kadar katılıyorum. Çünkü bende çok benzer şeyler hissediyorum. Varlığımızın etrafa dağılmış parçalarını topluyoruz sanki yazarken. Hırsızlara gelince sanırım ekşi sözlükte yazanlara daha yakınım. O insanlar hayatın içinde her zaman varlar ve olacaklar. İnsanız ne de olsa:)) Sevgilerimle

LOYA dedi ki...

Sevgili Burcu, çalınan yazını daha önce de okumuştum, bu vesile ile bir kez daha okudum ve birkez daha çok beğendim.Üzülme diyemiyeceğim, ama yorum göndermişsin o da koymuş, ilginç gerçekten..Son yazında da yazmakla ilgili söykediğin herşeyde kendimi buldum.Böyle güzel anlattığın için teşekkürler...

Fortunata dedi ki...

Yazıyla şifalanmak hepimizin ortak tutkusu, bizi tanışmadan tanıdık kılan sihir..Ve elbette dediğin gibi şifalı.
Başına gelen gerçekten akıl almaz. Affedilmez.Diğer yandan bence de iltifat. Tıpkı postacı filminde Neruda'nın şiirini kendi yazmışcasına sevgilisine veren postacının , Neruda bunu anladığında "şiir yazanın değil, ona ihtiyacı olanındır " dediği gibi... Keşke yazılarına ihtiyacı olan insan altına senin adını iliştirip, "tam da bunu demek istiyorum" cümlesini ekleyebilseydi... O zaman ne kadar manalı olurdu.

metanoia forever dedi ki...

Bunlar ruh hırsızları ve hayatta o kadar çoklar ki...yazdıklarını, konuştuklarını bile çalıp kendilerine mal edebiliyorlar. bunu fikirlerim ve esprilerimi bile çalarak yaptılar. sonra onları kendilerininmiişçesine bana geri sattılar. yüzlerine baktım, hiç utanma yoktu hatta zafer bile vardı. çok çok sinirlendim, alındım, kırıldım. sonra başka bir pencereden baktım. onları çalacak kadar beğenmişlerdi, istemişlerdiki onlarda böyle espriler yapabilsin, böylesi fikirleri olsun, ya zorlarına gitti uğraşmak istemediler ya da yetenekleri yoktu. çaldılar. engellemem mümkün değildi, öyleyse demek çalınacak kadar güzel şeyler üretebildiğim için, başkalarınınkileri çalmak zorunda kalmadığım için sevindim. yoluma devam ederken onları kendi zavallılıkları, kendilerinin farkında olmayışları ile ve evrenle yapayanlız bıraktım.
bence bunlara takılma, yazmaya devam et. sen bunu kendin için yaparken, etrafına bakma hiç, onları affetmek zorunda değilsin elbet ama onlarla zamanını ve enerjini tüketme. Bil ki onlar zaten acının en büyüğünü içlerinde biryerde yaşıyorlar...ben bunu etrafımda gözlerimle görüyorum. eline sağlık.

Özgür Turan dedi ki...

aaa bu nedir canım böyle sinirlerim kalktı şimdi sabah sabah

Özgür Turan dedi ki...

dur şimdi ben de bir yazı yazacağım bununla ilgili

funda dedi ki...

altında senin imzan olmasa anlayabilirim senin yazdığını.. kelimelere dokunuşundan, onun içindeki notalardan..
taklit desem o da değil tıpatıp aynısını kopyalamış hatun, umarım bu yazıyı ve altında yapılan yorumları da okur ve biraz olsun utanır yaptığından. Eğer okursa da o yazıyı kaldırmasını istiyorum ben..
beni dikkatte alır mı bilmem ama..

Ful yaprakları dedi ki...

çok geçmiş olsun :(
resmen emek hırsızlığı bu, ama toplumun her alanında hergün her çeşit hırsızlığa maruz kalmıyor muyuz?
Dilerim bir daha başına gelmez, başımıza da gelmez,
Bu önlenemez bir şey,
Bilinçlendirme ve iyi niyetten bahsetsem şimdi, biliyorum ki bunlardan kalmadı artık...
Yazının olduğu blog kapanmış sanırım linke tıkladığımda bulamadım,
Sevgiler

Cheetos dedi ki...

ne düşündüm biliyor musun, şifayı başkasında aramak gibi bişey bu..

"ben yapamıyorum / yazamıyorum / düşünemiyorum" gibi..

hani küçükken tv'de kartondan bişeyler yapıp "işte burda bitmişi var" diyen biri vardı; onun gibi.. ben yazamadım ama burda yazılmışı var gibi..

aklıma bunlar geldi..

Arzu Pınar dedi ki...

bana da bir kere, kendi yazım maille gönderilmişti.altında benim adım yoktu tabi. çok garip hissetmiştim.

garip hissediyor insan, sadece yazısı çalınmış gibi değil. yaşadıkları, anıları, hisleri.

linke baktım, blog kaldırılmış galiba.

mozartın müziğini reklamlarda kullanan, ama salak bir pop parçası için milyarlarca telif ödenmesi gereken garip bir dönemden geçiyoruz. hırsızlığın tanımı da baya bi esneklik gösteriyor. ama vicdanları kandırmak zordur ve yazını çalanlar çok iyi biliyorlar ki, onların değil bu. nereye kadar prim yapacaklar? birbirimizi haberdar edelim, nerede görürsek ve rezil edelim onları.

sufi dedi ki...

Sevgili Brajeshwarim,
Senin yazı tarzını, kelimelerinin renk armonisini, manaların içiçe geçmişliğini ,zaman zaman daldan dala usulünce atlayışlarını, sanki nerede okusam tanırım gibi geliyor.
İzin isteyip yayınlasaydı arkadaş daha iyi olurdu kanaatimce. Geçmiş olsun, sevgiler dilek.

feanor dedi ki...

Arzu Pınar'ın dediği gibi blog kapanmış. Sanırım senin yazını okuyanlar yorumlarıyla utandırmışlar :)

Benim başıma henüz gelmedi; ben de deviantarttan bir fotoğrafımı başka blogta görmüştüm; çok üzülmemiştim hatta gariptir, sevinmiştim :) ama yazımın alınmasına aynı tepkiyi verebileceğimi sanmıyorum.

Yazının bir yerinde "Yoksa artık hiç yazmayıp, hepsini kendime mi saklayayım?" demişsin; yapma, biz çok seviyoruz senin yazılarını :)

sevgilerimle burcu :)

Aydan Atlayan Kedi dedi ki...

Daha önce yazdığım blogda tek bir yazımı değil pek çok yazımı alıp kendi yazılarıymış gibi sunanlara rastlamıştım. Öfkeden deliye dönmüştüm önceleri. Sonra bu hırsızlarla başa çıkamayacağımı anlayıp ekşi sözlükteki tanımı benimsemeye karar verdim. Çünkü eğer insanların kendilerine güvenleri ve saygıları yoksa başkalarının yazılarını alıp sanki kendilerinin duygularıymış gibi göstermekte hiç sakınca görmüyorlar. Bu derece ahlak yoksunu insanlarla mücadele etmek mümkün müdür? Öfkelenme. Bunu bir iltifat olarak kabul et.

Brajeshwari dedi ki...

Çok sevdiğim arkadaşlarım
hepinize çok ama çok teşekkür ederim.


Dün kırıldım.Bugün iyiyim. İçimdeki ses, inatla yaz dedi bir de.. Kelimeler dizilmeye başladı. Ayrıca artık linkten copy yazıyı da göremiyoruz. Ama bu demek değil ki yine olmayacak, başımıza gelmemesini dilerken, ekran karşısında erdemli insanların olduğu inancını taşımaya devam ediyorum. Alın, tüm yazıları paylaşıyorum. Ama altına, dibine bir alıntı olduğuna dair isim yazarsanız, ne kadar mutlu oluyorum bunu tarif etmem imkansız.. Yine de canınız sağolsun. Herkes kendi erdemiyle yaşayacak, kendi özenini gösterecek, hepimiz sadece kendimizden mesuluz..Karşımızdakinin iyi niyetini, içimizde gördüğümüz zaman hayat daha güvenilir olacak.Ben bunu seçiyorum. Yaşamaya ve yazmaya devam ediyorum..

Tüm yorum yazan arkadaşlarıma tekrar teşekkür ediyorum. Hepinizi çok seviyorum. İyi ki varsınız..

feanor dedi ki...

sen de varsın iyi ki :)

Sishyphos dedi ki...

Anladığımı kesinlikle bildiğim bir konu.O hırsız bloğun kaldırılmış olması sizin iyiliğinizden ve şansınıza diyebiliyorum.ben bazı arkadaş bildiğim kişilerle paylaştığım bir blogdan orda yarattığım fikirlerime el konularak hatta yazılarıma el konularak ayrılmak zorunda bırakılıp kendi yerime taşındım yaklaşık 2-3 ay kadar önce.Ve her ne kadar ben istemesem de bazen bir şey elimi dürtüyor o adrese geri dönüp aynı hırsızlığın devamını ,hatta onu bırakın şimdiki adresimde yarattıklarımın da çalındığını görüyorum.Acı geliyor insana,sanki beynim tecavüze uğramış gibi hissediyorum.Ama buna verilecek en iyi yanıt kendi çıtamızı yüksek tutup hep daha iyisine hem daha güzel ve yeniye yönlenmek.Elbet bir yerde bıkacaklardır çalmaktan.Ya da sizin olayınızda olduğu gibi az ar yüzleri varsa bloglarını kaldıracaklardır.Üzülmeyin demek boş ama şöyle düşünün,kökü sizde o yeteneğin.Sevgiler

Brajeshwari dedi ki...

Sishyphos

çok geçmiş olsun.Sizin yaşadığınız daha travmatikmiş. Sizde yılmayın, üzülmeyin olur mu.. Enerjinizi o taraftan ayırın, ve sadece önünüze bakın. İnanıyorum ki hiç bitmeyecek ve verdikçe çoğalacak güzel bir enerjiniz var.Onu çoğaltın...

Çok teşekkür ediyorum..

Brajeshwari dedi ki...

feanor ... :)

Basak dedi ki...

şimdi okudum bu yazıyı, verdiğin linki tıklayınca böyle bir blog mevcut değil diyor, sanırım hırsızlığı yapan bu yazından sonra utancıyla hesaplaştı, sildi gitti delillerini:)

Geveze Kalem dedi ki...

Ekşi Sözlük'teki tanımı çok sevdim Burcucuğum. Böyle düşünebilmesi zordur biliyorum ama insanı özel hissettirdiği kesin.:)
Ayrıca;
Eğer bir kalem hırsızı olsaydım, inan, ilk önce senin yazılarından başlardım çalmaya.;-)

Sevgilerimle...

Meyvelitepe dedi ki...

Merhaba, biraz geç olsa da fikrimi paylaşmak istedim. Keşke herkes her konuda birbirine saygılı olsaydı, ama ne yazık ki olmuyor.

İnternet ortamına bıraktığınız yazılarınızın alınması ya da çalınması nedeniyle kendinizi üzmeyin derim, düşünün ki denize bir damla su bırakıyorsunuz, artık o damlanın bir sahibi yoktur. Mesaj, gitmesi gereken yere sizin adınızla veya adınız olmadan ulaştırılacaktır.

Sevgiler...