03 Nisan 2010

Meyveli Yoğurt





Hiç olmadığım zamanlarda kendime yakalanıyorum. Sonra kendime dürüstlük konuşmaları... Bak diyorum kendime bunu duydun ama aslında, şöyle, böyle... Bahanelerim süper... Biliyorum bahane olduklarını, sadece sistemimi yavaş yavaş alıştırmama yarıyor bahaneler... Ben duyayim diye tüm bunlar..


Bahar geliyor.. Bazen gelmez bahar, güneş açsa da gelmez. Ama insanın içine düşünce cemre, bahar gelmiştir artık.
.
Derslerimden birinde katılımcılar yatar pozisyonda nefesle zihinlerini boşaltıp, derse hazırlanırken genelde ben o sırada nefesten, doğru nefesin yararlarından, yogadan bahsediyorum. Bu; hem yeni katılımcılara bir açıklama oluyor, hem de daha önce bu bilgileri bilenler için hatırlatıcı bir cila niteliğinde... Fakat bu konuşmaları yaparken, bazen ne anlatacağımı bilmeden başlıyorum içimden geçenleri sesli dinlemeye...

.
“Bugün neler yaşadık. Bedensel eylemlerimizi düşünelim. Çayımızı içerken bardağı nasıl kavradı elimiz, merdivenden çıkarken adımlarımızı nasıl attık, araba kullanırken gördüğümüz manzarada ne vardı. Hiçbirini tam hatırlamıyoruz?”

.
“Bugün neler hissettik. Arkadaşımıza mı kızdık. İş yerinde patrona mı hırslandık? Bıktığımızı mı hissettik yaptığımız işten? Hiç birini tam hatırlamıyor, tam kavrayamıyoruz.”

“Nefesimiz nasıldı bugün? Nasıl nefes aldık. Derin derin mi nefes aldık? Soluk soluğa mı kaldık? Nefesimizi ne ara tuttuk? Hiçbirini tam hatırlamıyoruz”


“Neler konuştuk. Neler söyledik onları hatırlıyoruz. Ama bunları ne düşünerek söyledik, kendimize dürüst olamıyoruz”


“Ve şimdi yoga yapacağız. Tüm yoga duruşlarının farkında, nefesimizin farkında, düşüncelerimizin farkında olacağız. “

Ders bitiyor, eve geliyorum. Herşeyin farkındayım. Kendi kendime evde oyun oynayarak, öğretirken öğrendiğimi uygulamak istiyorum.

“ Şimdi kendime meyve salatası yapacağım. Bıçağı alıyorum, masada duran elmalardan birini seçiyorum, tutuyorum, elmayı kesiyorum, kalanını buzdolabına koyuyorum. Muzu soyuyorum, dilimliyorum, Portakalı soyuyorum, iki dilim yeter. Armutu arıyorum onu da dilimliyorum. İki kaşık yoğurt almalıyım. Bir kaşık vişne reçeli içine ekliyorum. Biraz da Nesfit, süs olsun diye... Kaşığı alıyorum, aldım. Meyve tabağımla salona yürüyorum. İskender’e bakıyorum. İskender’in akvaryumdaki çıldırışarına aldırmıyorum. Yemeğe başlıyorum.”

Bunları sesli olarak söylemek yerine, içimde yaptığım her eylemi konuşarak anlatmaya devam ediyorum. İş eğlenceli bir hal almaya başlıyor. Ayaklarımı uzatıyorum. Duygularımı seslendiriyorum içimden. Bu salata bana iyi geldi. Yoğurt ne güzel şey. Mutlu muyum? Evet, çook.. Güzel bir nefes alıyorum, oh ya ne güzel...


Günü böyle geçiriyorum. Ne yapıyorsam oradayım, neyle ilgiliysem onun biçimine giriyorum, ne hissediyorsam hepsi o an yaşadığıma dair... Televizyon açmıyorum, internete girmiyorum, telefon ile konuşmuyorum. Bu gece prensesler gibi uyuyacağım, biliyorum..
.
Sanki gün uzamış. Sanki ben giden bir zamanda, henüz gelmemiş bir zamanın arasındaki doğru an’a ışınlanmışım. Ne zaman içimdeki ses suskunlaşsa, hemen geri döndürüyorum kendimi an'a... Çünkü o anlarda, o an'a ait olmayan düşünceler geçiyor kafamdan... Olasılıklar, karar vermem gerekenler, seçimler, yorumlar ve sorular... Hemen “Naber” diyorum kendime o cevapsız alanlarda dolaşmaya başlayınca... Kaldığım yerden devam ediyorum an'a. Bu harika..
.
Gün güzelmiş, güneş harika görünüyor. Diyorum ki “Bahar işte gelmiş, benim haberim yok. Zaman dilimlerinin arasında dolaşmaktan farkında değilmişim. Güneş seni çok seviyorum.”

.
Bedenlerimiz ne kadar güçlü aslında... Hep memnunsuzuz ondan... Bir yerlerimiz ağrıyor. Hastayız, beğenmediğimiz, kusur saydıklarımız var, yada olmadı başka bir vucut şekli var hayalimizde.. Bırakın.. Ayakta durun. Durabiliyor musunuz? Harika...

.
Kalbinize koyduğunuz, yada koymuş olduğunuz güzel duyguları düşünün. Aşkı, heyecanı, mutluluğu, çoşkuyu... Ne güzeldi o günler demeyin. Hepsi hala yerli yerinde... Silkinin.. Orada olduğunu görün. Sahip çıkın öncelikle onlara...
Canlandırın hepsini...


Ve nefes alıyoruz, şükürler olsun...

Harika bir bahar var önümüzde...
Herşey güzel, herşey olması gerekiği gibi...

Güvenin buna..


.
Tüm bunları hissederken, meyve salatamın dibini görüyorum ve içimden geçiriyorum.
“Bir tek şeftali eksik meyve salatasında...
Şeftali çıkınca, onu yemeden önce öpeceğim... Öyle özledim.”

7 yorum:

sufi dedi ki...

"O an'a ait olmayan düşünceler geçti mi kafadan, yaşanmamış o an kalır geriye."
Meyveli yoğurt gibiydi yazın, ben şeftali tadı da aldım nasılsa.Hatta ufak ceviz kırıntıları kuru kayısı parçaları ve nane yapraklarıyla nar taneleri de serpiştirmiştin beyaz sayfalarına.Teşekkürler ve sevgilerimle.

ilahi tatlar dedi ki...

şeftali çıkınca bende öpeceğim:)
kiraz ve şeftaliyi özledim
yazı süper
bence daha sık yazmalısın

beenmaya dedi ki...

meyveli yoğurdum benim öperim :))

bu arada son zamanlarda'yı çok sevdim ben demeden geçemedim :))

Pinhan dedi ki...

içim kıpır kıpır, deniz kıpırtısız...

güneş en tatlı sarısıyla ışıldamakta, anı duyabildiğimiz her ana şükürler olsun...
hayatın coşkusundan gözlerim doldu yazınızı okuyunca, teşekkürler...

FUNdy dedi ki...

Bahar geliyor.. Bazen gelmez bahar, güneş açsa da gelmez. Ama insanın içine düşünce cemre, bahar gelmiştir artık..

Bu lafa bayildiiiiiim....Facebook'ta statume blog adresini de referans gostererek koydum. :)
nefis enfes bir bahar yazisi...cemrenin her daim icimizde olması dilegiyle...:)

Özgür Turan dedi ki...

Burcucum, ne güzel yazmışsın. Şeftali kokusu burnuma geldi, nasıl özledim anlatamam. Annem bana hamileyken kasalar dolusu şeftali yemiş:)
Mate çayı aynenn bir de Çin'den bir çay geldi bana buara beyaz, yeşil çay karışık. Her akşam demliyorum, nefisss!
Yoga her mevsim bir başka öğretiyor sanki bizlere diyorum, öpüyorum.

SaNeM dedi ki...

Bu ne güzel bir yazı böyle..Sevinç, umut, coşku, mutluluk hissettim içimde, baharın geleceğini ve herşeyin güzel olacağını..İçinde tutmadığın, paylaştığın için teşekkür ederim..
Sevgiler
Sanem