
Okulda ödevimiz bir sketchbook hazırlamaktı. O zamanlar ağaçları çizmeyi ve yazılar yazmayı seviyordum yine... Her gün bir ağacın çevresinde olan şeyleri çizip, yazılar yazıyordum sayfanın bir köşesine... Ağacın yaprakları bazen yeşil, bazen sarıydı, bazen tek renk tükenmez kalemle çizilmişti. Elimde renkli renkli kalemlerim, başka başka derslerde, serviste, yatmadan önce devamlı sketchbook ile uğraşıyordum. Son gün geldiğinde, okulun kantininde oturmuş son sayfayı bitirirken, elim defterin yanında duran kahveye vurdu ve tüm sketchbook kahve içinde kaldı. Kurtaramadım onu ıslanmaktan... Defteri aldığım gibi tuvaletteki el kurutucunun altında kurutmaya çalıştım, bir yandan da telaşla selpaklarla kahvesini sildim... Dalgalı bir sketchbook oldu benimkisi, öyle de teslim etmek zorunda kaldım. Teslimden sonraki hafta, hocamız tek tek ödevlerimizi eline alıyor, sayfaları gösteriyor, görüşünü bildiriyor fakat bir türlü sıra benimkine gelmiyordu. Ben huzursuzlanıyor, utanıyor, sıram gelince söylenebileceklerden endişe ediyordum. En sona kalan defterimi, kıvrılmış haliyle tanıyabildiğimden, korkum git gide daha da artıyordu. Hocamız “Ve en sona kalan ödeve geldik” dediğinde kendimi yerin dibine girmek için hazırlamıştım. Hocamız “İşte bu” dediğinde, dalga geçiyor sandım. “İşte bu yaşayan bir sketchbook...” gözlerim kocaman olmuştu. “Boyaları akmış, okunur okunmaz yazılarda yaşanmışlık hissediliyor, kahve nedeniyle zeminin bazı kısımlarında doku oluşmuş ve sayfalar çok güzel güzel kokuyor, başka bir boyutta da duyu organlarına da hitap ediyor böylece, koklayabiliyorsunuz”... Şoktaydım ! Günlerce lanet ettiğim o dökülen kahve, bir mucize olmuştu şimdi gözümde...
...
Taşınmanın en önemli detayıymış kutular... Kutuların arasından yazıyorum bu yazıyı...
Siyah çöp poşetlerim, kutulardan daha hızlı doluyor. Atıyorum bir yandan.... Bu hızla giderse, bir sırt çantasıyla tatile çıkabilecek biri olabilirim (!) Bir düzine günlük, bir torbanın içinde... Bakışıyoruz yılların hikayeleriyle.... Atmaya karar veriyorum hepsini... Sayfaları okumaya başladıkça, bu kararımın çok yerinde olduğunu hissediyorum. Niye saklar insan günlüklerini ? Bilmiyorum. Şimdiki ben bunu bilmiyor. Şimdiki ben geride, kendinden böyle şeyler bırakmak istemiyor. Durdukça bana yük bunlar... Kelimelerin enerjileri güçlüdür. Hikayeler zaten yaşar, yazarak saklamak niye... Yırtmaya başlıyorum sayfaları... Sayfadaki o zamanki sevgilimin ismi ortadan ikiye bölünüyor... ”Kızgınım....” diye yazdığım başka bir sayfadaki cümlenin kalan kısmı yırtılınca, sahip olduğu kızgınlıktan kurtuluyor böylece, “Bugün....” diye yazdığım başka bir cümle, dün olmuş çoktan... Yırtıyorum. İyi –kötü demeden... Yırttıkça, bugüne yaklaşıyorum sanki... Hepsi 4 battal boy çöp torbasının içinde parça parça... Hafifliyorum. O sırada masada bu özel ritüel için doldurduğum bir kadeh şarap evdeki dağınıklıktan kolumun çarpmasıyla dökülüyor, tam da çöp torbasının üstüne, parçalanmış kağıtların üstüne... Gülümsüyorum.... Şimdi daha anlamlı oluyor yaşanmış sayfalar...
Mektuplara geçiyorum. Ne kadar çoklar. Soru yine aynı, niye sakladım bunları? Hatırlamıyorum bile bazılarının yazarlarını... En yakın arkadaşımın yazdığından, hayatını kaybeden eski sevgilimin yazdıklarını ayırt etmeden yırtıyorum. Hırçın değilim yırtarken, aksine yırttıkça sahip çıkıyorum bende kalanlara... Yırttıkça hepsini özgür bırakıyorum kelimelerin... ve bir kadeh şarapta onların üstüne döküyorum. Tüm yaşananların, paylaşılanların şerefine.... Uçak biletleri, kartpostallar, otel broşürleri, saklanmış şampanya mantarları da keyifleniyor sanki şarabın tadıyla... Kırmızı kırmızı lekeli şimdi çoğu, hepsi hala canlı ve en önemlisi gerçekten onların hepsi yaşandı.
Bu gecelik toplama, kutulama işim bitince koltuğa oturuyorum. Elimde boşalmış bir şişe şaraptan, benim hakkıma düşen bir kadeh şarap... Nelerle vedalaşırım salonda diye etrafıma bakıyorum... Gitmesi gerekenler konuşuyor adeta... Tamam diyorum, yarın sizinle de vedalaşırız. Görevleriniz bittiyse, sizi tutmanın veya size tutunmanın bir gereği yok...
Bugünü saklayıp dünü biriktirerek değil, bugünü yaşayarak tüketmeli şimdi... Bir hafta boyunca atma, kutulama işim devam edecek. Boşluklar yaratıp, nefes alacağım derin derin... Bende kalanların varlığını bilerek havalandıracağım anıları ve yaşamı... Hepsi zaten benimleyken, saklı kutularından özgürlüklerine yolculayacağım... Daha çok seveceğim şimdi sahip olduklarımı...
Bende kalan tüm an(ı)lara,
bugün vedalaştığım herşeye,
yeni gelecek olanlara
azalarak çoğalmaya
kaldırıyorum elimdeki bardağı...
.
.
Brajeshwari / 03.06.2010
____________________
.
.
Brajeshwari / 03.06.2010
____________________
Bu şarkı şaraba eşlik eder.
.
"naci en al amo(r)
naci en al amo(r),
no tengo lugar
no tengo paisaje
no tengo patria..."
.
Aşktan doğdum / Aşka doğdum
Hiçlikten geliyorum
Ne bir yerim var
Ne de vatanım
.
.
“Naci en Alamo” Yasmin Levy yorumuyla / indirmek için tık!
naci en al amo(r),
no tengo lugar
no tengo paisaje
no tengo patria..."
.
Aşktan doğdum / Aşka doğdum
Hiçlikten geliyorum
Ne bir yerim var
Ne de vatanım
.
.
“Naci en Alamo” Yasmin Levy yorumuyla / indirmek için tık!